Dünya, iklim değişikliğinin hızlandırdığı kuraklık ve çölleşme ile boğuşurken, 2026 yılında Moğolistan'ın başkenti Ulan Batur'da toplanacak Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi (UNCCD) 17. Taraflar Konferansı (COP17), kurak toprakların geleceği için kritik bir dönüm noktası olacak. Zirvede hükümetler, kuraklığın etkilerini azaltmak, çobanları ve meralarını arazi bozulmasından korumak için somut adımlar atmayı tartışacak. Climate Home News'in haberine göre, özellikle Asya ve Afrika'daki kurak bölgeler, artan sıcaklıklar ve azalan yağışlarla mücadele ederken, Moğolistan'ın ev sahipliği yapacağı bu zirve, dünyanın kurak alanlarının geleceği için umut vaat ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Kuraklık ve Çölleşmenin Küresel Boyutu
Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya topraklarının yaklaşık yüzde 40'ı çölleşme ve arazi bozulması riskiyle karşı karşıya. İklim değişikliği, bu süreci hızlandırarak milyonlarca insanın geçim kaynağını tehdit ediyor. Özellikle Sahra Altı Afrika, Orta Doğu ve Orta Asya'daki kurak ve yarı kurak bölgelerde, çobanlar ve küçük ölçekli çiftçiler, otlakların yok olması ve su kıtlığı nedeniyle göç etmek zorunda kalıyor.
COP17'nin ana gündem maddelerinden biri, 2019'da kabul edilen ve şu ana kadar 130'dan fazla ülkenin taraf olduğu Kuraklıkla Mücadele Siyasi Deklarasyonu’nun uygulanmasının güçlendirilmesi olacak. Ayrıca, arazi restorasyonu, sürdürülebilir mera yönetimi ve kuraklığa dayanıklı tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması için finansman mekanizmalarının oluşturulması masaya yatırılacak. Uzmanlar, bu zirveden çıkacak kararların özellikle iklim değişikliğine en az katkıda bulunan ancak en çok etkilenen yoksul ülkeler için hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Moğolistan'ın Ev Sahipliği ve Asya'nın Direnci
Moğolistan, dünyanın en büyük bağımsız çoban topluluklarından birine ev sahipliği yapıyor. Ülke topraklarının yaklaşık yüzde 90'ı, iklim değişikliği ve aşırı otlatma nedeniyle ciddi şekilde bozulmuş durumda. özellikle son yıllarda yaşanan şiddetli kışlar (dzud) ile yaz kuraklıkları, milyonlarca hayvanın telef olmasına ve binlerce ailenin geçim kaynağını kaybetmesine yol açtı. Bu nedenle Moğol hükümeti, COP17'yi düzenleyerek hem kendi sorunlarına küresel bir çözüm aramak hem de kuraklık ve çölleşmeyle mücadelede örnek bir ülke olmayı hedefliyor.
Uzmanlar, COP17'nin yalnızca kurak bölgeler için değil, küresel gıda güvenliği ve iklim dengesi açısından da kritik olduğunu belirtiyor. Sağlıklı topraklar, karbonu atmosferden emerek iklim krizinin yavaşlatılmasında önemli bir rol oynuyor. Arazi bozulması ise bu karbon yutaklarını kaybederek sera gazı emisyonlarını artırıyor. Dolayısıyla, toprak restorasyonuna yapılacak yatırımlar, hem yerel toplulukların dayanıklılığını artıracak hem de Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşılmasına katkı sağlayacak. Bu zirvede, gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere arazi bozulmasıyla mücadele için sağladıkları mali desteğin artırılması da gündemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Moğolistan'daki COP17 zirvesi, Türkiye'nin özellikle kuraklık ve çölleşme konusundaki politikaları için önemli bir örnek teşkil edebilir. Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini yakından hisseden ve su kaynakları ile tarım arazileri tehdit altında olan bir ülke olarak, bu zirveden çıkacak kararları yakından takip etmelidir. Özellikle Orta Asya ve Orta Doğu'da artan kuraklık, göç dalgalarını tetikleyerek Türkiye'nin güvenliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Türkiye'nin, sürdürülebilir mera yönetimi ve arazi restorasyonu konusunda Moğolistan gibi ülkelerle iş birliği yapması, hem bölgesel istikrarı güçlendirebilir hem de tarımsal üretkenliğini artırabilir. Bu bağlamda, Ankara'nın COP17'ye aktif katılım göstermesi ve küresel finansman mekanizmalarından yararlanma stratejileri geliştirmesi faydalı olacaktır.