Birleşmiş Milletler'in doğa kaybıyla mücadele çağrısına yanıt veren ülkelerin oranı, COP17 zirvesinde %58'e ulaştı. İki yıl önce başlatılan süreçte ülkelerden ulusal biyolojik çeşitlilik stratejilerini ve eylem planlarını güncellemeleri istenmişti. Carbon Brief'in haberine göre, şu ana kadar 196 ülkeden 114'ü yeni taahhütlerini sundu. Ancak bu taahhütlerin içeriği ve uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.
Taahhütlerin Arka Planı ve İçeriği
2022 yılında kabul edilen Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi (Kunming-Montreal Anlaşması), 2030 yılına kadar doğa kaybını durdurma ve tersine çevirme hedefini koymuştu. Bu çerçeve kapsamında ülkelerin, 2024 yılına kadar ulusal düzeyde güncellenmiş stratejilerini sunmaları bekleniyordu. COP17, bu taahhütlerin değerlendirildiği ve eksikliklerin tespit edildiği bir platform oldu.
Carbon Brief'in analizine göre, taahhüt sunan ülkeler arasında Avrupa Birliği üyeleri, Japonya, Kanada ve bazı Latin Amerika ülkeleri öne çıkıyor. Ancak bazı büyük ekonomiler ve biyolojik çeşitlilik açısından zengin ülkeler hâlâ taahhütlerini iletmiş değil. Özellikle tropikal ormanlara ev sahipliği yapan bazı ülkelerin eksikliği dikkat çekiyor.
Sunulan taahhütlerin niteliği de farklılık gösteriyor. Bazı ülkeler korunan alanlarını artırma, yasadışı avcılıkla mücadele ve sürdürülebilir arazi kullanımı gibi somut hedefler koyarken, diğerleri daha genel ifadelerle yetindi. Uzmanlar, taahhütlerin ölçülebilir ve izlenebilir olması gerektiğini vurguluyor.
Küresel Boyut ve Zorluklar
Doğa kaybı, iklim değişikliğiyle birlikte gezegenin karşı karşıya olduğu en büyük çevresel tehditlerden biri. Biyolojik çeşitlilikteki azalma, gıda güvenliği, su kaynakları ve insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili. COP17'de yapılan değerlendirmeler, mevcut taahhütlerin 2030 hedeflerine ulaşmak için yeterli olmadığını gösteriyor.
Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (CBD) verilerine göre, dünya genelinde türlerin yok oluş hızı doğal oranın 100 ila 1000 katına çıkmış durumda. Bu durum, ekosistem hizmetlerinde ciddi kayıplara yol açıyor. COP17, bu eğilimi tersine çevirmek için daha güçlü taahhütlerin gerekliliğini ortaya koydu.
Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler, biyolojik çeşitliliği koruma çabalarının finansmanı konusunda adaletli bir paylaşım talep ediyor. Gelişmiş ülkelerin, doğa koruma projelerine yönelik mali desteklerini artırması bekleniyor. Ancak şu ana kadar bu konuda somut adımlar atılmış değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir ülke olup, üç farklı bitki coğrafyası bölgesinin kesişiminde yer alıyor. COP17 sürecinde Türkiye'nin taahhütlerini sunup sunmadığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Ancak Türkiye'nin iklim değişikliğiyle mücadelede attığı adımlar ve 2053 net sıfır emisyon hedefi, doğa koruma politikalarını da etkiliyor. Türkiye'nin özellikle Akdeniz ekosistemi, sulak alanlar ve ormanların korunması konusunda uluslararası işbirliklerine katılması, hem çevresel hem de diplomatik açıdan önem taşıyor. Ayrıca, AB'nin Yeşil Mutabakat kapsamındaki biyoçeşitlilik stratejisi, Türkiye'nin ticari ilişkilerini de etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye'nin COP17 taahhütlerini yakından takip etmesi ve ulusal stratejisini güncellemesi gerekiyor.