Çin'de kadınlar, bir yandan çocuk sahibi olma yönündeki toplumsal baskıyla, diğer yandan acımasız iş kültürüyle mücadele ederken ofis ortamında geri planda kalıyor. Son yıllarda kadınların işgücüne katılım oranı düşerken, üst düzey yöneticilik pozisyonlarındaki temsilleri de azalıyor. Bu durum, ülkenin ekonomik büyümesi ve demografik geleceği açısından ciddi bir endişe kaynağı haline gelmiş durumda.
Kadınların İşgücüne Katılımındaki Düşüşün Arka Planı
Çin'de kadınların işgücüne katılım oranı 1990'da yüzde 73 iken, bugün bu oran yüzde 60'ın altına gerilemiş durumda. Bu düşüşte, özellikle 2016'da yürürlüğe giren ve ailelere iki çocuk izni veren politikanın ardından artan çocuk bakım yükümlülükleri etkili oldu. Ancak asıl sorun, işyerlerindeki uzun çalışma saatleri ve esnek olmayan koşullar. Çin'in meşhur '996' çalışma kültürü (sabah 9'dan akşam 9'a, haftada 6 gün) kadınların iş ve aile yaşamını dengelemesini neredeyse imkansız kılıyor.
Hükümet, 2021'de üç çocuk politikasını duyurarak doğum oranını artırmayı hedefledi. Ancak kadınlar üzerindeki bu baskı, onları işgücünden uzaklaştırıyor. Birçok kadın, çocuk sahibi olduktan sonra işten ayrılmak zorunda kalıyor veya kariyerlerinde ilerleme şansını yitiriyor. Araştırmalar, annelerin işe alım süreçlerinde ayrımcılığa uğradığını ve terfi fırsatlarının kısıtlandığını gösteriyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Çin'deki bu durum, sadece ülke içi bir sorun olmanın ötesinde, küresel ekonomik dengeleri de etkiliyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin'in işgücü piyasasında kadınların dışlanması, üretkenlik artışını yavaşlatıyor ve inovasyon kapasitesini sınırlıyor. Ayrıca, azalan doğum oranları ve yaşlanan nüfus, Çin'in uzun vadeli büyüme potansiyelini tehdit ediyor. Diğer Asya ülkeleri de benzer sorunlarla karşı karşıya; Japonya ve Güney Kore'de de kadınların işgücüne katılımı düşük ve doğum oranları rekor seviyelerde. Ancak Çin'deki durum, ülkenin hızlı ekonomik dönüşümü ve katı iş kültürü nedeniyle daha da karmaşık bir hal alıyor.
Uluslararası kuruluşlar, Çin'in kadın istihdamını artırmak için daha fazla kreş ve esnek çalışma düzenlemeleri sağlaması gerektiğini vurguluyor. Dünya Bankası verilerine göre, kadın istihdamındaki her yüzde 1'lik artış, GSYİH'da yüzde 0,5'e varan bir artış sağlayabilir. Çin, bu potansiyeli kullanmadığı takdirde, ekonomik yavaşlama ve sosyal huzursuzluk riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'de kadınların işgücünden dışlanması, Türkiye için hem bir uyarı hem de bir fırsat sunuyor. Türkiye'de kadın istihdamı halihazırda düşük; yüzde 30 civarında. Çin örneği, kadınları işgücüne kazandırmayan ekonomilerin uzun vadede büyüme potansiyelini kaybettiğini gösteriyor. Türkiye, Çin'in yaptığı hatalardan ders çıkararak, kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirmeli. Ayrıca, Çin'deki bu durum, küresel tedarik zincirlerinde ve rekabette Türkiye'nin elini güçlendirebilir; zira Çin'in işgücü maliyetleri artarken ve üretkenliği düşerken, Türkiye gibi ülkeler yatırım çekebilir. Ancak bu fırsatı değerlendirmek için Türkiye'nin kendi kadın işgücü potansiyelini harekete geçirmesi şart.