Çin, etnik azınlıkların kültürel kimliklerini koruma konusundaki hassasiyeti yeniden gündeme getiren yeni bir yasayı yürürlüğe koydu. Resmi adıyla “Etnik Birlik ve İlerleme Yasası”, hükümet tarafından ulusal birliği güçlendirmek ve ortak bir ulusal kimlik oluşturmak amacıyla hazırlandı. Ancak yasanın ayrıntıları, başta Tibet ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi olmak üzere bazı bölgelerde azınlık dillerinin ve geleneklerinin baskı altına alınmasına yol açabileceği endişelerini beraberinde getirdi. Pekin yönetimi yasanın gönüllülük esasına dayandığını ve tüm etnik grupların haklarını korumayı hedeflediğini vurgulasa da, uluslararası toplum Çin’in asimilasyon politikalarını yakından izliyor.
Gelişmenin arka planı
Çin’de Han Çinlileri nüfusun yaklaşık yüzde 92’sini oluştururken, geri kalan 55 etnik grup yüzde 8’lik bir dilimi temsil ediyor. Bu grupların büyük bir kısmı Sincan, Tibet, İç Moğolistan ve Yunnan gibi stratejik ve ekonomik açıdan önemli bölgelerde yaşıyor. Yeni yasa, 2020 yılında kabul edilen ve okullarda Mandarin Çincesi’nin zorunlu hale getirilmesini içeren bir dizi düzenlemenin devamı niteliğinde. Hükümet, bu yasaların etnik gruplar arasında eşitliği ve kalkınmayı teşvik ettiğini savunuyor. Örneğin, resmi açıklamalara göre yasa, azınlık bölgelerine ekonomik yatırım yapılmasını ve eğitim fırsatlarının artırılmasını da öngörüyor. Ancak yasanın bazı maddeleri, yerel yönetimlere “etnik birlik” adına dil, din ve kültürel pratikler üzerinde geniş yetkiler tanıyor. Bu durum, özellikle Uygur ve Tibetli aktivistler arasında endişe yarattı. 2024 yılında Sincan’da yapılan bir ankete göre, katılımcıların yalnızca yüzde 45’i yeni yasanın kültürel haklarını koruyacağına inandığını belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
Yasa, Çin’in sınır ötesi etkileri açısından da dikkat çekiyor. Orta Asya, Güney Asya ve Güneydoğu Asya’da yaşayan Uygur, Tibetli ve Moğol toplulukları, yasanın kendi ülkelerindeki etnik ilişkilere de yansıyabileceğini düşünüyor. Özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi Çin’e komşu ülkeler, Sincan’daki gelişmelerin sınır güvenliği ve bölgesel istikrar üzerindeki etkilerini yakından takip ediyor. ABD ve Avrupa Birliği ise yasayı insan hakları ihlalleri potansiyeli nedeniyle eleştiriyor. Öte yandan Çin, bu tür eleştirilere “iç işlerine karışma” diyerek yanıt veriyor ve yasayı “sosyalist çokkültürlülük” modelinin bir parçası olarak sunuyor. Küresel medyada yasa sıklıkla “zorla asimilasyon” başlığıyla yer alırken, Çin devlet medyası bunu “birlik ve uyum” çabası olarak tanımlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in bu adımı, Türkiye’nin Orta Asya ve Doğu Türkistan (Sincan) politikaları açısından kritik bir dönemeç. Türkiye, Uygur Türklerinin kültürel ve dini haklarına verdiği destekle biliniyor. Ankara, yasanın Uygurların anadil eğitimi ve dini özgürlükleri üzerinde yaratacağı etkiyi endişeyle izliyor. Ayrıca, yasa Pekin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne katılımını sürdüren Türkiye’nin ticari ilişkilerinde daha hassas bir denge kurmasını gerektirebilir. Türk dış politikasının, insan hakları vurgusu ile ekonomik çıkarları arasında nasıl bir yol izleyeceği önümüzdeki dönemde belirleyici olacak.