Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik ve siyasi etkisini küresel ölçekte artırırken, kendi yasalarının sınırlarının ötesinde de uygulanmasını talep ediyor. Tıpkı ABD'nin yaptırımlar ve uzun kollu yargı yetkisi uygulamalarına benzer şekilde, Pekin yönetimi de şirketlere ve bireylere, Çin dışında gerçekleşen eylemlerden dolayı yaptırım uygulama kapasitesini genişletiyor. Bu politika, özellikle Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası, veri güvenliği düzenlemeleri ve denizaşırı yolsuzlukla mücadele operasyonları üzerinden somutlaşıyor. Çin'in bu adımları, uluslararası hukuk ve egemenlik kavramları açısından ciddi tartışmalara yol açıyor.
Çin'in Yargı Yetkisi Genişlemesinin Arka Planı
Çin'in son yıllarda hayata geçirdiği bir dizi yasa, şirketlere ve bireylere yurt dışında da sorumluluklar getiriyor. 2021'de yürürlüğe giren Veri Güvenliği Yasası ve Kişisel Bilgilerin Korunması Yasası, Çin'de faaliyet gösteren veya Çin vatandaşlarına hizmet sunan yabancı şirketlerin, verileri Çin sınırları içinde tutmasını ve gerektiğinde yetkililerle paylaşmasını zorunlu kılıyor. Ayrıca, 2020'de kabul edilen Hong Kong Ulusal Güvenlik Yasası, Hong Kong dışında işlenen suçlar için bile evrensel yargı yetkisi iddiası taşıyor. Çin ayrıca, yurt dışındaki yolsuzluk şüphelilerini takip etmek için "Avcı Operasyonu" (Sky Net) gibi programlarla uzun kollu operasyonlar düzenliyor. Bu operasyonlar, zaman zaman hedef ülkelerin egemenliğini ihlal ettiği gerekçesiyle eleştiriliyor.
Çin'in bu yaklaşımı, ABD'nin yaptırım ve yargı yetkisi uygulamalarına bir yanıt olarak da görülüyor. ABD, İran, Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelere yönelik yaptırımlarını, doların küresel hakimiyeti ve SWIFT sistemindeki etkisiyle dünya çapında uygulayabiliyor. Çin ise benzer bir kapasiteyi, Kuşak ve Yol Girişimi, dijital yuan ve bölgesel ticaret anlaşmaları üzerinden inşa etmeye çalışıyor. Ancak Çin'in bu genişlemeci politikası, Batılı ülkelerde endişe yaratıyor; zira şirketler hem ABD hem de Çin yasalarına uymak zorunda kaldığında ikilemde kalabiliyor.
Uzmanlar, Çin'in yargı yetkisi genişlemesinin iki ana motivasyonu olduğunu belirtiyor: Birincisi, yurt dışındaki muhalifleri ve insan hakları savunucularını baskı altına almak; ikincisi ise kritik teknolojiler ve veriler üzerindeki kontrolünü artırmak. Bu durum, özellikle yabancı teknoloji şirketleri için ciddi uyum maliyetleri ve hukuki riskler doğuruyor.
Küresel Boyut ve Bölgesel Etkiler
Çin'in uzun kollu yargı yetkisi, sadece Batı'yı değil, Asya-Pasifik'ten Afrika'ya kadar geniş bir coğrafyayı etkiliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken bir yandan da ABD ile ittifaklarını dengede tutmaya çalışıyor. Örneğin, Malezya, Endonezya ve Tayland gibi ülkelerde Çin yatırımları artarken, bu ülkelerdeki Çin karşıtı gruplar ve sivil toplum kuruluşları baskı altına alınabiliyor. Afrika'da ise Çin, borç diplomasisi ve altyapı projeleriyle etkisini artırırken, yerel yönetimler üzerinde siyasi baskı oluşturabiliyor.
Avrupa Birliği, Çin'in yargı yetkisi genişlemesini yakından takip ediyor. AB, 2023'te kabul ettiği Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü ile Çin gibi ülkelerin şirketlerine karşı önlemler alabiliyor. Ayrıca, Avrupa'daki bazı ülkeler Çin'in yargı yetkisi iddialarını egemenliklerine müdahale olarak değerlendiriyor. Özellikle Litvanya, Çin'in Tayvan ile ilişkileri nedeniyle diplomatik kriz yaşadı ve Çin, Litvanya'ya yönelik ticari yaptırımlar uyguladı.
ABD ile Çin arasındaki bu karşılıklı yargı yetkisi mücadelesi, küresel ticaret ve teknoloji şirketlerini zor durumda bırakıyor. Bir yandan ABD'nin İran yaptırımlarına uymayan şirketler ABD pazarından men edilirken, diğer yandan Çin'in veri paylaşımı taleplerine uymayan şirketler Çin'de faaliyet gösteremiyor. Bu durum, şirketleri "seçim yapmaya" zorluyor ve küresel ekonomiyi parçalanma riskiyle karşı karşıya bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin'in uzun kollu yargı yetkisi genişlemesinden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmi son yıllarda artış gösterirken, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Türkiye'ye yönelik yatırımları da bulunuyor. Ancak Çin'in yargı yetkisi iddiaları, Türkiye'nin egemenlik hakları ve hukuk sistemi açısından dikkatle izlenmesi gereken bir konu. Özellikle Çin'de faaliyet gösteren Türk şirketleri, veri paylaşımı ve yaptırım uyumu konusunda iki taraflı baskıyla karşılaşabilir. Ayrıca, Türkiye'de yaşayan Doğu Türkistanlı mülteciler ve Uygur toplumu, Çin'in sınır ötesi baskılarından etkilenebilir. Türkiye'nin denge politikası, hem ekonomik ilişkileri sürdürmek hem de egemenlik ve insan hakları ilkelerini korumak açısından hassas bir zeminde ilerliyor.