Çin, son yıllarda küresel sahnede artan etkisiyle dikkat çekerken, kendi iç dinamiklerine dair ciddi algı sorunları yaşıyor. Pekin yönetiminin kendini ve uluslararası konumunu yanlış değerlendirmesi, yapısal reformların önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, Çin'in dış politikada sergilediği güvenin aksine içeride karşılaştığı ekonomik, demografik ve teknolojik zorlukları görmezden geldiğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin'in son kırk yılda kaydettiği ekonomik büyüme, birçok ülke için örnek teşkil etti. Ancak bu başarı hikayesi, Pekin’in kendi sınırlamalarını görmesini zorlaştırdı. Özellikle 2020 sonrası pandemi yönetimi, sıfır COVID politikasının neden olduğu ekonomik yavaşlama ve genç işsizliğindeki rekor artış, yönetimin gerçekleri ne kadar farklı yorumladığını gösteriyor. Aynı şekilde, teknolojik bağımsızlık hedefleri doğrultusunda atılan adımlar, ABD ile rekabeti kızıştırırken, Çin’in yarı iletken gibi kritik alanlardaki bağımlılığını ortadan kaldıramadı. Pekin, kendi anlatısında 'sosyalizm temelinde modernleşme' vurgusu yaparken, Huawei'nin kurucusu Ren Zhengfei gibi iş dünyası liderleri, gerçek anlamda reform yapılmadığı takdirde Çin'in orta gelir tuzağına sıkışacağı uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in kendini yanlış algılaması sadece iç politikayı değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkiliyor. Güney Çin Denizi'ndeki hak iddiaları, Tayvan'a yönelik artan baskılar ve Asya-Pasifik'teki askeri varlığını güçlendirme çabaları, Pekin'in bölgede rakipsiz olduğu yanılsamasına dayanıyor. Oysa ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi, Quad ve AUKUS gibi ittifaklar, Çin'in algıladığı gibi zayıf değil; aksine giderek güçleniyor. Özellikle Japonya, Avustralya ve Hindistan ile yakınlaşan Washington, Çin'in yayılmacı politikalarına karşı bir denge unsuru oluşturuyor. Aynı şekilde, Afrika ve Latin Amerika'da artan Çin yatırımları, borç tuzağı ve yolsuzluk iddialarıyla gölgelenirken, Pekin'in 'kazan-kazan' söylemi giderek inandırıcılığını kaybediyor. Eski diplomat Chas Freeman'ın belirttiği gibi, 'Çin'in dünyaya bakışı, kendi propagandasına o kadar inanmış durumda ki, karşılaştığı direnci anlamakta güçlük çekiyor. Bu durum, yanlış hesaplara ve potansiyel çatışmalara yol açabilir.'
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in kendini yanlış algılaması, Türkiye için hem risk hem de fırsat barındırıyor. Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Türkiye, Çin'in Orta Asya ve Avrupa arasındaki stratejik konumundan yararlanmaya çalışıyor. Ancak Pekin'in reform kabiliyetindeki zayıflık, Türkiye-Çin ticaret dengesindeki açığın büyümesine ve Türk şirketlerinin Çin pazarında karşılaştığı engellerin artmasına neden olabilir. Diğer yandan, Çin'in ABD ile rekabeti, Türkiye'ye iki güç arasında manevra alanı sağlıyor. Ankara, bu dengeyi doğru yöneterek, hem ekonomik iş birliğini geliştirebilir hem de savunma sanayii gibi alanlarda alternatif ortaklıklar kurabilir. Önemli olan, Çin'in kendine dair yanılsamalarının Türkiye'nin stratejik çıkarlarını olumsuz etkilememesi için dikkatli bir diplomasi yürütülmesidir.