Çin'de Hindistan üzerine yapılan akademik araştırmalar son yıllarda nicelik olarak artış gösterse de, niteliksel derinlikten yoksun olduğu belirtiliyor. Bu eksiklik, Pekin'in Hindistan'a yönelik dış politika ve ekonomik stratejilerinde yanlış hesaplamalara yol açabileceği endişesini doğuruyor. Çinli akademisyenler ve düşünce kuruluşları, Hindistan'ın karmaşık siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını anlamakta zorlanırken, bu durum iki ülke arasındaki rekabetin gölgesinde daha da kritik hale geliyor.
Hindistan Çalışmalarının Arka Planı
Çin'de Hindistan üzerine yapılan çalışmalar, uzun süre ihmal edilmiş bir alan olarak kaldı. Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında, Pekin'in dikkati daha çok Batı ile ilişkilere ve komşu ülkelere odaklanmıştı. Ancak 2000'li yıllardan itibaren Hindistan'ın ekonomik yükselişi ve bölgesel güç olarak artan etkisi, Çin'de bu alana olan ilgiyi artırdı. Üniversitelerde Hindistan araştırma merkezleri kuruldu, akademik dergiler çıkarıldı ve sayısız tez yazıldı. Fakat bu genişleme, çoğunlukla yüzeysel kaldı; Hindistan'ın iç dinamikleri, kast sistemi, federal yapısı, dil çeşitliliği ve ekonomik reformlarının derinlemesine analizi yapılmadı.
Çinli uzmanların çoğu, Hindistan'ı tek bir merkezden yönetilen homojen bir ülke gibi görme eğiliminde. Oysa Hindistan, 28 eyalet ve 8 birlik toprağından oluşan, her birinin farklı siyasi ve ekonomik önceliklere sahip olduğu bir yapı. Bu çeşitliliği göz ardı eden analizler, Yeni Delhi'nin karar alma mekanizmalarını ve eyalet yönetimlerinin dış politika üzerindeki etkisini anlamakta yetersiz kalıyor. Ayrıca Hindistan'ın İngilizce konuşan seçkinleri ile kırsal nüfus arasındaki uçurum, Çinli gözlemciler için kafa karıştırıcı olabiliyor.
Dil bariyeri de önemli bir engel. Çin'de Hintçe veya diğer yerel dilleri öğrenen akademisyen sayısı çok az. Çoğu araştırmacı, İngilizce kaynaklara bağımlı. Bu da Hindistan'ın yerel basınında, edebiyatında ve düşünce dünyasında olup bitenleri takip etmeyi zorlaştırıyor. Üstelik Hindistan'ın ekonomik verileri, Çin'inkine kıyasla daha dağınık ve güvenilirliği tartışmalı olabiliyor; bu da sağlıklı karşılaştırmalar yapmayı güçleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu akademik yetersizlik, sadece entelektüel bir mesele değil; aynı zamanda jeopolitik sonuçlar doğuruyor. Çin ve Hindistan, Asya'da birbirlerine rakip iki dev. Sınır anlaşmazlıkları, ticaret dengesizlikleri ve Hint-Pasifik'te artan Çin-ABD rekabeti, iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştiriyor. Hindistan'ın Quad (ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan) içindeki aktif rolü ve Çin'in Kuşak-Yol Girişimi'ne karşı geliştirdiği alternatif projeler, Pekin'in Yeni Delhi'nin hamlelerini doğru okumasını gerektiriyor. Ancak yetersiz istihbarat ve analiz, yanlış adımlar atılmasına neden olabilir.
Örneğin, 2020'deki Galwan Vadisi çatışması, iki ülke arasında on yıllardır yaşanan en ciddi sınır olayıydı. Çinli analistler, Hindistan'ın bu olayda neden bu kadar sert tepki verdiğini ve kamuoyunun nasıl mobilize olduğunu tam olarak kavrayamadı. Benzer şekilde, Hindistan'ın Çin teknoloji şirketlerine yönelik yasakları ve ekonomik yaptırımları, Pekin'de şaşkınlıkla karşılandı. Bu tür tepkiler, Hindistan'ın iç siyasetindeki milliyetçi dalganın ve ekonomik korumacılığın derinliğinin yeterince analiz edilmemesinden kaynaklanıyor.
Küresel ölçekte ise, Çin'in Hindistan'ı anlama eksikliği, gelişmekte olan ülkeler nezdindeki ittifak sistemlerini de etkiliyor. Hindistan, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlarda Çin ile birlikte hareket etse de, bu işbirliği genellikle yüzeysel kalıyor. Çin, Hindistan'ın bu platformlardaki gerçek ajandasını ve kırmızı çizgilerini kestiremiyor. Bu da ortak projelerde aksamalara ve güven eksikliğine yol açıyor.
Ayrıca, Hindistan'ın diaspora ağı ve yumuşak gücü, Çin tarafından hafife alınıyor. Hindistan kökenli milyonlarca insan, ABD, İngiltere, Körfez ülkeleri ve Güneydoğu Asya'da etkili konumlarda. Bu diasporanın siyasi ve ekonomik ağırlığı, Yeni Delhi'nin dış politikasında önemli bir kaldıraç. Çinli analistler bu faktörü genellikle ihmal ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Hindistan'ı anlama çabasındaki yetersizlik, Türkiye için dolaylı da olsa önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, hem Çin hem de Hindistan ile dengeli ilişkiler yürütmeye çalışan bir ülke. Çin'in Hindistan'a yönelik yanlış okumaları, bölgesel istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin Asya'daki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, benzer şekilde Batılı olmayan güçlerin birbirini anlama eksikliğinden kaynaklanan krizlerle karşılaşabilir. Bu nedenle Türkiye, hem Çin hem de Hindistan ile akademik ve kültürel bağlarını güçlendirerek, olası yanlış anlamaların önüne geçebilir. Türk düşünce kuruluşları, Asya'daki bu tür analitik boşlukları doldurmak için fırsatlar yakalayabilir.