Çin Halk Cumhuriyeti, 2024 yılında kabul ettiği 'Etnik Birlik ve İlerlemenin Teşviki Yasası' ile yalnızca kendi ülkesindeki etnik grupları değil, denizaşırı Çin vatandaşlarını ve hatta yabancıları da etkilemeyi amaçlıyor. Bu yasa, Çin'in etnik politika anlayışını küresel ölçekte dayatma potansiyeli taşıyor. Peki bu yasa tam olarak neyi içeriyor, kime uygulanıyor ve uluslararası toplumda nasıl yankı buluyor? İşte Çin'in bu yeni yasal düzenlemesinin perde arkası.
Yasanın Kapsamı ve İçeriği
Yasa, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in 'Çin ulusunun ortak kaderi' ve 'büyük aile' söylemleriyle doğrudan bağlantılı. Yasanın temel hedefi, Çin sınırları içinde yaşayan 56 etnik grubun birliğini ve ilerlemesini teşvik etmek. Ancak yasanın dikkat çeken hükmü, yalnızca Çin vatandaşlarını değil, Çin'de yaşayan yabancıları ve yurt dışındaki Çin vatandaşlarını da kapsaması. Bu, Çin'in yasalarını tek taraflı olarak kendi sınırlarının ötesine taşıma eğiliminin bir parçası olarak yorumlanıyor.
Yasa, etnik gruplar arasında eşitliği, birliği ve karşılıklı yardımlaşmayı teşvik etmeyi amaçladığını belirtse de, eleştirmenler bu yasanın aslında Çinli yetkililere etnik gruplar üzerindeki kontrolü artırma yetkisi verdiğini savunuyor. Özellikle yasanın, 'etnik birliğe aykırı davrananlar' için ağır cezalar öngördüğü biliniyor. Bu cezalar arasında para cezası, toplum hizmeti ve hatta gözaltı bulunuyor. Yasa metninde 'etnik ayrımcılık' ve 'bölücülük' gibi ifadeler yer alırken, bu kavramların Çin hukukundaki muğlak tanımı, keyfi uygulamaların önünü açabilir.
Yasa, eğitim ve medya dahil olmak üzere çeşitli alanlarda da belirleyici rol oynayacak. Özellikle eğitim kurumlarında etnik birliğin teşvik edilmesi ve Çince'nin ortak dil olarak kullanılmasının artırılması öngörülüyor. Ayrıca medya organlarının, etnik grupların 'ortak kültürel kimliğini' vurgulayan içerikler üretmesi teşvik edilecek. Bu durum, Çin'deki Uygur, Tibetli ve diğer azınlık gruplarının asimilasyonu endişelerini yeniden gündeme getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yasanın yürürlüğe girmesi, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Pekin'in bu yasayla birlikte, özellikle Batı ülkeleri ve insan hakları örgütlerinin yoğun eleştirilerine maruz kalması bekleniyor. Yasa, Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Uygur Türklerine yönelik uygulamalarını uluslararası hukuku hiçe sayarak meşrulaştırma çabası olarak görülüyor. Ayrıca Tayvan, Hong Kong ve Güney Çin Denizi konularında olduğu gibi, Çin'in bu yasayla da 'kırmızı çizgilerini' genişletme stratejisinin bir parçası olduğu ifade ediliyor.
Yasanın küresel etkisi ise iki yönlü olabilir. Birincisi, Çin'de iş yapan veya yaşayan yabancı şirketler ve bireyler, bu yasanın öngördüğü yükümlülüklere tabi tutulabilecek. Bu durum, yabancı yatırımcılar için yeni riskler yaratabilir ve Çin'deki iş ortamını olumsuz etkileyebilir. İkincisi, yasanın yurt dışındaki Çin diasporası üzerinde de etkili olabileceği belirtiliyor. Yasa, yurt dışındaki Çin vatandaşlarının da etnik birlik ideolojisine bağlı kalmasını şart koşuyor ve bu kişileri Çin karşıtı faaliyetlerden kaçınmaya zorluyor.
Uzmanlar, bu yasanın aslında Çin'in 'yumuşak güç' mücadelesinde önemli bir araç olabileceğini belirtiyor. Çin, bu yasayla birlikte dünya genelindeki etnik Çin toplulukları üzerindeki etkisini artırmayı ve Pekin'in politikalarını destekleyen bir diasporanın oluşmasını sağlamayı hedefliyor. Ancak bu durum, özellikle ABD, Avustralya ve bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan Çin kökenli topluluklarda kutuplaşmaya yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in bu yasası, Türkiye'nin özellikle Uygur Türklerine yönelik politikalarını doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, tarihsel ve akrabalık bağları nedeniyle Sincan'daki Uygur Türklerinin haklarını yakından takip ederken, bu yasa Pekin'in asimilasyon politikalarını hukuki zemine oturtma girişimi olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası platformlarda Uygur Türklerinin durumunu gündeme getirme çabaları, bu yasayla birlikte daha da önem kazanıyor. Ayrıca Türkiye-Çin ticari ilişkileri, bu tür yasal düzenlemelerin yaratabileceği siyasi gerilimlerden etkilenme riski taşıyor. Türk dış politikasının, bu gelişmeyi insan hakları ve etnik kimliklerin korunması bağlamında ele alması ve bölgesel işbirliklerini gözden geçirmesi gerekebilir.