Çin'in en uzun ve en görkemli nehri olan Yangtze, onlarca yıllık aşırı sanayileşme ve kirliliğin ardından şaşırtıcı bir geri dönüşün eşiğinde. Ülkenin ekonomik kalkınmasının sembolü olan bu devasa su yolu, son yıllarda uygulanan katı çevre politikaları sayesinde yeniden canlanıyor. Nehir yunusları ve göçmen kuşlar geri dönerken, su kalitesi iyileşiyor. Ancak bu ekolojik zafer, Pekin yönetiminin otoriter yöntemleriyle gölgeleniyor: Yerel halkın zorla yerinden edilmesi ve endüstriyel tesislerin kapatılması, ekonomik ve sosyal maliyetleri de beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı
Yangtze Nehri, 6.300 kilometrelik uzunluğuyla Çin'in kalbi olarak kabul edilir. Ülkenin tarım, enerji ve ulaşımının bel kemiğini oluşturan nehir, aynı zamanda 400 milyondan fazla insana ev sahipliği yapan havzasıyla dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden biridir. Ancak 1980'lerden itibaren hızlanan sanayileşme ve plansız kentleşme, nehri ciddi şekilde kirletti. 2016'da yayınlanan bir hükümet raporu, Yangtze'nin bazı kısımlarının 'siyah ve kokulu' olarak nitelendirilen en kötü su kalitesi seviyesine düştüğünü ortaya koydu. Bu durum, hem çevre için hem de ekonomik sürdürülebilirlik için bir uyarı niteliği taşıyordu.
Pekin yönetimi, 2018'de 'Yangtze Ekonomik Kuşağı' stratejisini revize ederek nehri korumaya öncelik verdi. Binlerce fabrika kapatıldı veya taşındı, madencilik faaliyetleri kısıtlandı, balıkçılık yasaklandı ve on binlerce kişi evlerinden edildi. Bu katı önlemler, nehrin ekosisteminin iyileşmesine yol açtı. Su kalitesi önemli ölçüde arttı, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Yangtze yunusu (baiji) ve Çin mersin balığı gibi türler yeniden görülmeye başlandı. Çevre Bakanlığı verilerine göre, nehrin ana akışındaki su kalitesi 2023'te 'iyi' veya 'mükemmel' seviyeye ulaştı.
Ancak bu başarının bir bedeli var. On binlerce balıkçı ve madencinin geçim kaynakları yok oldu; devlet tarafından verilen tazminatlar yetersiz bulunuyor. Bazı yerleşimler zorla boşaltıldı, kültürel ve sosyal dokular parçalandı. Sivil toplumun zayıf olduğu bir ortamda, çevre politikalarının uygulanışı demokratik denetimden yoksun; eleştiriler 'istikrarı bozucu' gerekçesiyle susturuluyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Yangtze'nin iyileşmesi, yalnızca Çin için değil, dünya için de önemli bir örnek teşkil ediyor. İklim değişikliğiyle mücadele ve biyoçeşitliliğin korunması bağlamında, bu tür büyük ölçekli ekosistem restorasyon projeleri küresel hedeflere ulaşmada kritik rol oynayabilir. Çin'in bu konudaki tecrübesi, diğer gelişmekte olan ülkeler için bir model oluşturabilir. Ancak, demokratik katılımın olmadığı 'eko-otoriterlik' modeli, Batılı ülkeler tarafından sıklıkla eleştiriliyor. İnsan hakları örgütleri, çevre koruma adı altında yapılan zorla tahliyelerin ve endüstriyel yeniden yapılandırmanın sosyal eşitsizlikleri derinleştirdiğini belirtiyor.
Uluslararası ilişkiler açısından, Yangtze'nin restorasyonu, Çin'in yeşil enerji ve teknoloji alanındaki iddialarıyla birleşince, ülkenin küresel çevre liderliğine oynadığı rolü pekiştiriyor. Pekin, bu başarıyı uluslararası platformlarda da sıkça dile getiriyor; ancak ithal edilen mal ve hizmetlerdeki karbon ayak izi gibi dış kaynaklı çevresel maliyetler göz ardı edilemiyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinin çevresel etkileri konusundaki tartışmaları da alevlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yangtze'nin restorasyonu, Türkiye'nin su kaynakları ve çevre politikaları açısından önemli bir karşılaştırma noktası sunuyor. Türkiye, Kura-Aras, Dicle ve Fırat gibi sınır aşan suların yönetiminde benzer zorluklarla karşı karşıya. Çin'in nehri korumaya yönelik merkezi planlama ve yaptırım gücü, kısa vadede olumlu sonuçlar doğurabilir; ancak bu model, toplumsal katılımın ve şeffaflığın önemini vurgulayan Türkiye'nin demokratik değerleriyle örtüşmüyor. Türkiye, kendi su kaynaklarını yönetirken, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliği ilkelerini esas almalı; Çin'in deneyiminden dersler çıkarırken insan hakları ve çevresel adalet konularında hassas davranmalıdır.