Çin'in dış ticaret fazlası rekor seviyelere ulaşırken, ekonomistler bu durumun küresel ekonomik dengesizlikleri derinleştirdiğini ve Pekin'in ihracata bağımlı büyüme modelinin sorgulanmasına yol açtığını belirtiyor. Council on Foreign Relations (CFR) üyesi Brad Setser, Çin'in muazzam ticaret fazlasının sürdürülemez olduğunu ve bu sorunun çözümü için yuanın değerinin önemli ölçüde artırılması gerektiğini savunuyor. Setser'a göre, daha güçlü bir yuan, Çin'in iç tüketimini teşvik ederek ithalatı artıracak ve böylece küresel ticaret dengesizliklerini azaltacaktır.
Gelişmenin arka planı
Çin, 2023 yılında yaklaşık 850 milyar dolarlık mal ticaret fazlası vererek tarihi bir rekora imza attı. Bu rakam, ülkenin ihracatının ithalatına oranla ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Özellikle yeşil enerji teknolojileri, elektrikli araçlar ve elektronik ürünlerdeki ihracat patlaması, Çin'in küresel tedarik zincirindeki hakimiyetini pekiştiriyor. Ancak bu durum, ABD ve Avrupa Birliği gibi büyük ekonomilerle ticari gerilimleri de beraberinde getiriyor.
Brad Setser, geçmişte ABD Hazine Bakanlığı'nda ekonomist olarak görev yapmış deneyimli bir isim. Ona göre, Çin'in devasa fazlası yalnızca ticaret ortakları için sorun teşkil etmekle kalmıyor; aynı zamanda Çin ekonomisinin yapısal sorunlarını da yansıtıyor. İç talebin yetersizliği, tasarruf oranlarının yüksekliği ve devletin ihracatı teşvik eden politikaları, fazlanın sürekli büyümesine neden oluyor. Setser, bu durumun düzeltilmemesi halinde küresel ticaret savaşlarının daha da kızışabileceği uyarısında bulunuyor.
Uzmanlar, Çin'in parası yuanın uluslararası piyasalarda serbestçe işlem görmesinin ve değerinin piyasa koşullarına bırakılmasının, bu dengesizliği gidermenin en etkili yolu olduğunu vurguluyor. Ancak Pekin yönetimi, ihracatçıları korumak ve ekonomik istikrarı sürdürmek amacıyla yuanın değerini kontrollü bir şekilde yönetmeyi tercih ediyor. Bu politika, kısa vadede Çin'e avantaj sağlasa da uzun vadede küresel ekonomik dengeler açısından riskler barındırıyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Çin'in ticaret fazlası yalnızca Batılı ülkelerle değil, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerle de ilişkilerini etkiliyor. Özellikle Afrika ve Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin'in ucuz ürünlerinin yerel sanayilerini olumsuz etkilediğini dile getiriyor. Ayrıca, Çin'in düşük maliyetli üretimi, küresel fiyatlar üzerinde baskı oluşturarak enflasyonist etkiler yaratabiliyor.
Bu durum, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi uluslararası kuruluşlarda da tartışma konusu. Bazı ülkeler, Çin'in ticari uygulamalarını haksız rekabet olarak nitelendiriyor ve korumacı önlemler alınmasını savunuyor. ABD'nin yeni başkanı Joe Biden yönetimi, Çin'e yönelik tarifeleri gözden geçirme sözü vermişti. Ancak Çin'in ithalatını artırmaya yönelik somut adımlar atmaması halinde, ticari gerilimlerin daha da artabileceği belirtiliyor.
Uzmanlar, Çin'in yuanı güçlendirmesinin yalnızca kendi ekonomisi için değil, küresel ekonominin istikrarı için de önemli olduğunu vurguluyor. Daha güçlü bir yuan, Çin'in ithalatını artıracak, bu da başta gelişmiş ülkeler olmak üzere birçok ülkenin ihracatına olumlu yansıyacaktır. Ayrıca, Çin içindeki tüketim harcamalarının artması, ülkenin büyüme modelinin daha sürdürülebilir hale gelmesine de katkı sağlayacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in ticaret fazlası ve yuan politikası, Türkiye ekonomisi için doğrudan ve dolaylı etkiler barındırıyor. Türkiye, Çin ile ticaretinde sürekli açık veren ülkeler arasında yer alıyor. Güçlü bir yuan, Türkiye'nin Çin'den yaptığı ithalatın maliyetini artırabilir; ancak aynı zamanda Çin'in ithalat talebindeki artış, Türkiye'nin tarım ve otomotiv gibi sektörlerinde yeni ihracat fırsatları yaratabilir. Öte yandan, küresel ticaret dengesizliklerinin azalması, dolaylı olarak gelişmekte olan ülke para birimlerindeki baskıyı hafifletabilir ve bu da Türk lirasının istikrarına katkı sağlayabilir. Türkiye'nin, Çin ile ticari ilişkilerini çeşitlendirmesi ve katma değeri yüksek ürünlere yönelmesi, bu süreçte önem kazanıyor.