Çin, Avrupa ülkelerine yaptığı çağrıda Japonya’nın ‘yeniden militarizasyon’ tehlikesine karşı birleşmelerini isterken, Brüksel’deki yöneticiler Pekin’in bu uyarısına mesafeli duruyor. Tam tersine, Avrupa Birliği ülkeleri son dönemde ‘ekonomik zorbalık’ kavramı etrafında Tokyo ile bağlarını güçlendirmeye odaklanmış durumda. Bu ibare, Çin’in ticaret ve yatırım politikalarına yönelik bir kod sözcük olarak kullanılıyor. Avrupalı liderler, Japonya ile aralarında imzalanan Ortaklık Anlaşması ve Stratejik Ortaklık Anlaşması’nı (SEPA) gerekçe göstererek, Çin’in artan etkisine karşı bir denge unsuru oluşturmaya çalışıyor.
Japonya’nın savunma dönüşümü ve Çin’in endişeleri
Japonya, Başbakan Fumio Kişida yönetiminde, Soğuk Savaş sonrası en kapsamlı savunma reformlarına imza attı. Tokyo, savunma harcamalarını 2027 yılına kadar GSYH’nin yüzde 2’sine çıkarmayı hedefliyor. Ayrıca, daha önce sadece savunma amaçlı olduğu gerekçesiyle kısıtlanan ‘karşı saldırı yeteneğini’ (counter-strike capability) geliştirme kararı aldı. Çin, bu adımları ‘militarizmin yeniden canlanması’ olarak nitelendiriyor ve bölgesel istikrarı bozacağını savunuyor. Oysa Avrupalı diplomatlar, Japonya’nın bu hamlelerinin, Kuzey Kore’nin balistik füze tehditleri ve Çin’in Doğu Çin Denizi ile Güney Çin Denizi’ndeki artan askeri faaliyetlerine karşı bir tepki olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla Brüksel, Pekin’in ‘Japon militarizmi’ uyarısına itibar etmiyor.
Çin’in Avrupa’ya yönelik bu çağrısı, aslında kendi ekonomik yaptırımlarına karşı kullanılan ‘ekonomik zorbalık’ terimini geçersiz kılma çabası olarak da yorumlanıyor. Çin, AB’nin Japonya ile bu terim etrafında oluşturduğu dayanışmanın, aslında kendisine karşı bir önlem olduğunu biliyor. Bu nedenle, Avrupa’yı farklı bir tehdit algısına yönlendirerek, ittifakı bölmeyi amaçlıyor. Ancak Avrupa, Çin’in Litvanya’ya uyguladığı ticari baskı, Tayvan konusundaki tutumu ve Uygur bölgesindeki insan hakları ihlallerine yönelik eleştirileri göz önüne alarak, Japonya ile işbirliğini artırmayı sürdürüyor.
Küresel boyut: Rekabetten çatışma eksenine
AB ile Japonya arasındaki yakınlaşma, sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir anlam taşıyor. İki taraf da ‘ekonomik zorbalığa’ karşı ortak bir mekanizma geliştirmek için ilk adımları attı. Bu mekanizma, bir ülkenin başka bir ülkeye karşı ticari bağımlılık yaratıp ardından siyasî taviz koparmak amacıyla baskı uygulaması durumunda devreye girecek. Bu çerçeve, aslında Çin’in son yıllarda Avustralya, Litvanya ve Japonya’ya karşı uyguladığı yaptırımların benzerlerine karşı bir kalkan oluşturmayı hedefliyor. Çin’inse bu gelişmeye tepkisi sert: ‘ekonomik zorbalık’ kavramını reddediyor ve bunun ‘küresel ticaret sistemi’ne zarar verdiğini söylüyor.
Uzmanlar, bu gerilimin önümüzdeki dönemde Doğu Asya’da yeni bir bloklaşmaya yol açabileceğini belirtiyor. Çin, Rusya ve Kuzey Kore’ye yaklaşırken; Japonya, Avustralya, Güney Kore ve ABD ile ittifakını derinleştiriyor. Avrupa’nın da Japonya tarafında net bir şekilde konumlanması, Çin’i çevreleme stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. Ancak Brüksel, bu konuda dikkatli bir diplomatik dil kullanmaya özen gösteriyor; çünkü Çin hâlâ AB’nin en büyük ticaret ortaklarından biri. Yine de, son ziyaretler ve anlaşmalar, AB’nin Japonya ile ekonomik ve güvenlik alanındaki işbirliğini artıracağı sinyalini veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Asya-Pasifik bölgesindeki dengeleri yakından takip etmesini gerektiriyor. Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini (Kuşak ve Yol Projesi) sürdürürken, aynı zamanda Japonya ile de stratejik ortaklık düzeyinde bağlara sahip. AB-Japonya yakınlaşması, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunu dolaylı olarak etkileyebilir; zira Ankara, NATO üyesi olarak Japonya ile savunma alanında işbirliğini artırma potansiyeline sahiptir. Ancak Türkiye’nin Çin’e karşı doğrudan ‘ekonomik zorbalık’ söylemine katılması, Kuşak ve Yol yatırımlarını riske atabilir. Bu nedenle, Türk dış politikası, Çin-Japonya rekabetinde dengeleyici bir rol üstlenmeye çalışacaktır. Ayrıca, Türkiye’nin kendisi de ekonomik baskılara maruz kalan bir ülke olarak, bu tür mekanizmalardan ileride faydalanabilir.