Küresel savunma sanayiinin en stratejik metallerinden biri olan tungsten, artık yalnızca Çin'in kontrolünde değil. Bloomberg Opinion yazarı David Fickling'in Avustralya'nın ücra bir maden bölgesinde yaptığı incelemeye göre, dünyadaki tungsten üretiminin yaklaşık yüzde 80'ini elinde bulunduran Çin, bu kritik hammadde üzerindeki tekelini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Mermi çekirdeklerinden zırh kaplamalarına, sert metal alaşımlardan endüstriyel kesici takımlara kadar pek çok alanda kullanılan tungsten, özellikle askeri teknolojilerde vazgeçilmez bir unsur. Çin'in bu alandaki hâkimiyeti, Batılı ülkeler için hem ekonomik hem de güvenlik açısından ciddi bir kırılganlık oluşturuyor.
Avustralya'daki yeni maden ve stratejik değişim
Fickling'in ziyaret ettiği Avustralya'nın kuzeyindeki maden sahası, yıllardır atıl durumdaydı. Ancak küresel tedarik zincirlerinde Çin'in artan kontrolü ve jeopolitik gerilimler, bu madeni yeniden cazip hale getirdi. Avustralya merkezli şirketler, tungsten üretimini artırmak için yatırımları hızlandırmış durumda. Proje, 2025 yılında faaliyete geçtiğinde yıllık 3 bin ton tungsten üretimi hedefliyor. Bu miktar, küresel talebin yaklaşık yüzde 5'ine denk geliyor. Görünüşte küçük bir oran olsa da, Çin dışındaki tek büyük kaynak olması nedeniyle stratejik önemi büyük.
ABD, Avrupa Birliği ve Japonya, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için benzer projeleri destekliyor. Özellikle savunma sanayii için kritik olan tungsten karbür alaşımları, bu ülkelerin askeri kabiliyetleri için hayati önem taşıyor. Çin'in nadir toprak elementlerindeki tekelinin yarattığı kırılganlık, tungsten için de benzer endişelere yol açıyor. Avustralya'daki yeni maden, diğer Batılı ülkeleri de kendi kaynaklarını geliştirmeye teşvik edebilir.
Küresel tedarik zincirinde yeniden yapılanma
Çin'in tungsten üretimindeki hâkimiyeti, yalnızca doğal rezervlerinden değil, aynı zamanda düşük işçilik maliyetleri ve çevre düzenlemelerindeki esneklikten kaynaklanıyor. Ancak Batılı ülkeler, kritik minerallerde Çin'e bağımlılığı azaltmak için kapsamlı stratejiler geliştiriyor. ABD, Savunma Bakanlığı aracılığıyla tungsten stoklama programlarını genişletirken, AB de kritik hammaddeler yasası kapsamında yerli üretimi teşvik ediyor. Bu yeni yatırımlar, küresel tungsten piyasasında Çin'in payını kademeli olarak düşürebilir. Ancak Çin'in maliyet avantajı ve mevcut altyapısı, kısa vadede tam anlamıyla bir dengenin sağlanmasını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, tungsten tedarikindeki çeşitlenmenin yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir gereklilik olduğunu vurguluyor. Elektrikli araç bataryaları, rüzgar türbinleri ve yarı iletken üretimi gibi yüksek teknoloji alanlarında da kullanılan tungsten, yeşil dönüşümün de önemli bir bileşeni haline geliyor. Bu nedenle, Avustralya'daki maden projesi, sadece savunma sanayiini değil, tüm stratejik sektörleri ilgilendiren bir adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, savunma sanayiinde yerli üretimi artırma hedefi doğrultusunda, kritik hammaddelere erişim konusunda hassas bir konumda bulunuyor. Türkiye'nin tungsten rezervleri sınırlı olmakla birlikte, özellikle mühimmat ve zırh üretiminde bu minerale olan bağımlılığı devam ediyor. Çin tekelinin kırılması, Türkiye için de alternatif tedarik kaynakları anlamına geliyor. Avustralya ve diğer Batılı üreticilerle yapılacak anlaşmalar, Türk savunma sanayiinin maliyet avantajı ve tedarik güvenliği açısından önemli fırsatlar sunabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi maden kaynaklarını değerlendirme stratejisi kapsamında, ender toprak elementleri ve kritik mineraller konusunda daha aktif bir politika izlemesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor.