Çin Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı askeri araştırmacılar, Mart 2025'te yayımladıkları bir konseptte, Tayvan'ın başkenti Taipei'yi hızla ele geçirmek ve şehri dış yardıma kapatmak için "toplam savaş" stratejisi önerdi. Kısıtlı askeri kanallarda dağıtılan bu yaklaşım, Pekin'in zaferi "şehrin dışarıdan yardım alma kapasitesini bloke ederek" elde edebileceğini savunuyor. Konsept, Tayvan Boğazı'nda artan gerilimin ortasında, Çin'in askeri doktrinindeki psikolojik ve bilişsel savaş unsurlarını öne çıkarıyor. Uzmanlar, bu stratejinin geleneksel askeri operasyonların ötesine geçtiğini, sivil halkın direnme iradesini kırmayı ve uluslararası toplumun müdahale süresini uzatmayı hedeflediğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı
Çin'in askeri araştırma kurumları tarafından hazırlanan konsept, Taipei'nin ele geçirilmesini hızlandırmak için şehrin altyapısını, iletişim ağlarını ve enerji kaynaklarını hedef alan bir dizi operasyonu içeriyor. Bu operasyonlar, şehrin savunma kapasitesini çökertmeyi ve halkın günlük yaşamını felç ederek teslimiyeti teşvik etmeyi amaçlıyor. Konsept, özellikle "bilişsel savaş" kavramına vurgu yapıyor; bu, düşmanın karar alma mekanizmalarını, moralini ve toplumsal uyumunu hedef alan psikolojik operasyonları kapsıyor. Çinli araştırmacılar, bu yöntemlerin geleneksel askeri güç kullanımından daha etkili ve daha az maliyetli olduğunu savunuyor. Ayrıca, konsept, Tayvan'ın dış desteğe bağımlılığını vurgulayarak, adanın izolasyonunun hızlı bir çöküşe yol açabileceğini öne sürüyor.
Bu strateji, Çin'in son yıllarda geliştirdiği "birleşik operasyon" doktrininin bir parçası olarak görülüyor. Çin ordusu, deniz, hava, kara ve siber uzayda eş zamanlı operasyonlarla düşmanı şaşırtmayı ve aşırı yüklemeyi hedefliyor. Taipei konsepti, bu doktrini şehir savaşına uyarlıyor ve sivil unsurların da hedef alınabileceğini ima ediyor. Bu durum, uluslararası insancıl hukuk açısından tartışmalara yol açıyor. Uzmanlar, sivil halkı hedef alan stratejilerin savaş suçu teşkil edebileceği konusunda uyarıyor. Ancak Çinli yetkililer, bu tür iddiaları reddediyor ve operasyonların yalnızca askeri hedeflere yönelik olduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Tayvan, Çin için "ayrılmaz bir toprak parçası" olarak görülüyor ve Pekin, adayı zorla da olsa birleştirmeye kararlı. Bu konsept, ABD ve müttefiklerinin Tayvan'a olası askeri müdahalesini caydırmayı da amaçlıyor. Şehrin hızla ele geçirilmesi durumunda, uluslararası toplumun müdahale için yeterli zamanı bulamayacağı hesaplanıyor. Bu durum, bölgede ciddi bir güvenlik riski oluşturuyor. Japonya, Güney Kore ve Filipinler gibi komşu ülkeler, Çin'in bu tür bir stratejisinin bölgesel istikrarı tehdit edebileceği konusunda endişeli. Ayrıca, Tayvan Boğazı'nın dünya ticareti için kritik önemi, bu gerilimin küresel ekonomik etkilerini de beraberinde getiriyor. ABD, Tayvan'a savunma desteğini artırma sözü verirken, Çin'in bu tür planlamaları Washington ile Pekin arasındaki gerilimi daha da tırmandırıyor.
Uzmanlar, Çin'in bu konseptinin, askeri planlamanın yanı sıra psikolojik bir mesaj içerdiğini belirtiyor. Pekin, Tayvan halkına ve uluslararası topluma, birleşmenin kaçınılmaz olduğunu ve direnişin sonuçsuz kalacağını mesajı vermeye çalışıyor. Bu durum, Tayvan'da savunma harcamalarının artmasına ve Batılı ülkelerle daha yakın güvenlik işbirliğine yol açıyor. Ancak Çin, bu tür adımları "ayrılıkçılık" olarak nitelendiriyor ve misilleme tehdidinde bulunuyor. Bölgesel dengeler, bu tür stratejik belgelerin yayımlanmasıyla daha da hassas bir hal alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin doğrudan bir tarafı olmamakla birlikte, küresel güvenlik dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Tayvan'da yaşanacak bir çatışma, dünya ticaretini ve enerji hatlarını etkileyebilir; bu da Türkiye gibi ithalata bağımlı ekonomileri dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, ABD ve Çin arasındaki gerilimin artması, Türkiye'nin stratejik konumunu daha da değerli kılabilir. Türkiye, bu tür krizlerde arabuluculuk rolü oynayabilir veya NATO müttefiki olarak ittifak dayanışması sergileyebilir. Savunma sanayii açısından, Türkiye'nin geliştirdiği İHA ve SİHA'lar gibi teknolojiler, bu tür operasyonlarda önem kazanabilir. Ancak Ankara'nın dış politikada denge arayışı, bu tür jeopolitik gerilimlerde dikkatli bir yaklaşım sergilemesini gerektiriyor.