Çin, denizaşırı ülkelerdeki metal ve madencilik anlaşmalarını koordine etmek ve kaynaklara erişimini tehdit eden artan jeopolitik risklerle mücadele etmek amacıyla yeni bir devlet yatırım şirketini görevlendirdi. Konuya yakın kaynaklar, Pekin yönetiminin bu adımla, küresel kaynak tedarik zincirinde daha etkin bir kontrol mekanizması kurmayı hedeflediğini belirtiyor. Yeni şirket, Çin’in yurtdışındaki maden yatırımlarını merkezi bir çatı altında toplayarak, hem ticari hem de stratejik çıkarları korumayı amaçlıyor. Bu hamle, Çin’in kritik minerallere olan bağımlılığını azaltma ve arz güvenliğini sağlama çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Çin, dünyanın en büyük metal ve maden tüketicisi konumunda bulunuyor. Ülke, özellikle lityum, kobalt, nadir toprak elementleri ve bakır gibi stratejik minerallerde dışa bağımlı. Son yıllarda ABD ile artan ticaret savaşları ve Batılı ülkelerin Çin’in kaynak arayışına yönelik şüpheleri, Pekin’i alternatif arayışlara itti. Yeni devlet şirketi, China Minmetals Corporation ve China Nonferrous Metal Mining Group gibi mevcut dev kuruluşların yanında faaliyet gösterecek. Ancak onlardan farklı olarak, doğrudan madencilik operasyonlarına girmektense, anlaşmaların koordinasyonu ve finansmanına odaklanacak. Bu sayede Çin, Afrika, Güney Amerika ve Orta Asya’daki maden yatırımlarında daha stratejik bir pozisyon almayı planlıyor. Danimarka merkezli bir düşünce kuruluşu olan Verisk Maplecroft’a göre, Çin’in yurtdışı madencilik varlıkları 2023 itibarıyla 100 milyar doları aşmış durumda. Yeni şirketin bu varlıkların yönetimini merkezileştirmesi bekleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin’in bu hamlesi, küresel kaynak rekabetinde yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. Özellikle Batılı ülkeler, Çin’in nadir toprak elementleri ve lityum gibi kritik minerallerdeki hakimiyetinden endişe duyuyor. AB, Çin’in bu alandaki kontrolünü kırmak için kendi madencilik girişimlerini başlatırken, ABD de Inflation Reduction Act kapsamında kritik mineral tedarik zincirini çeşitlendirmeye çalışıyor. Çin’in yeni şirketi, aynı zamanda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki madencilik projelerini de koordine edecek. Bu durum, Çin’in gelişmekte olan ülkelerdeki etkisini daha da artırabilir. Uzmanlar, Pekin’in bu adımla hem jeopolitik riskleri azaltmayı hem de küresel pazarda daha güçlü bir el oynamayı hedeflediğini ifade ediyor. Ancak bu strateji, Çin’in doğal kaynaklara erişimini kısıtlamak isteyen rakipleriyle yeni çatışma alanları da yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kritik mineraller ve madenler açısından zengin bir coğrafyada yer alıyor. Çin’in kaynak arayışı, Orta Asya ve Afrika’da Türkiye’nin çıkarlarıyla kesişebilecek alanlar yaratıyor. Özellikle Türkiye’nin nadir toprak elementleri rezervleri ve lityum üretim potansiyeli, Çin için cazip olabilir. Ancak bu durum, Türkiye’nin Çin’e olan enerji ve ticari bağımlılığını artırabileceği gibi, Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde de yeni bir denge unsuru oluşturabilir. Ankara’nın, Çin’in bu hamlesini dikkatle izleyerek kendi maden politikalarını gözden geçirmesi ve yerli üretim kapasitesini artırması stratejik bir öneme sahip. Aksi takdirde, Türkiye’nin kritik mineral tedarikinde Çin’e bağımlı hale gelmesi, dış politika esnekliğini sınırlayabilir.