Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) kıdemli danışmanı ve Çin iş ve ekonomisi kürsü başkanı Scott Kennedy, Çin'in teknoloji alanındaki yükselişini 'yavaş teknoloji ejderi' metaforuyla tanımlayarak, ABD-Çin ilişkilerinde belirleyici olan teknoloji rekabetini ve Xi Jinping ile Donald Trump arasında gerçekleşebilecek olası görüşmeleri değerlendirdi. Kennedy'nin uzmanlık alanları arasında Çin'in yüksek teknoloji hamlesi, ABD-Çin ilişkileri ve küresel ekonomik yönetişim yer alıyor.
Çin'in teknoloji stratejisi: Yavaş ama istikrarlı ilerleme
Scott Kennedy'nin 'yavaş teknoloji ejderi' ifadesi, Çin'in teknolojik gelişimini aceleci ve agresif bir yükselişten ziyade, sabırlı, devlet destekli ve uzun vadeli bir strateji olarak nitelendiriyor. Bu yaklaşım, Pekin'in 2015'te duyurduğu 'Made in China 2025' planı ve sonrasında gelen beş yıllık kalkınma planlarıyla uyumlu. Kennedy'ye göre Çin, yarı iletkenler, yapay zeka, elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji gibi kritik sektörlerde kendi kendine yeterliliği artırmayı hedefliyor. Ancak bu ilerleme, ABD'nin uyguladığı ihracat kontrolleri ve yaptırımlar nedeniyle yavaşlıyor. Özellikle gelişmiş çip üretiminde Çin, hala Tayvan, Güney Kore ve ABD'ye bağımlı. Yine de Kennedy, Çin'in bu engelleri aşmak için Ar-Ge yatırımlarını artırdığını ve yerli üretim kapasitesini genişlettiğini belirtiyor. 'Yavaş' sıfatı, Çin'in teknolojik bağımsızlık hedefine hemen ulaşamayacağını, ancak kararlılıkla ilerlediğini vurguluyor.
Xi-Trump görüşmeleri: Diplomatik ve ekonomik dinamikler
Kennedy'nin analizinde öne çıkan bir diğer konu, Xi Jinping ile Donald Trump arasında planlanan iki görüşme. İlk görüşmenin 2025 sonlarında veya 2026 başlarında yapılması bekleniyor. Bu görüşmeler, ticaret savaşları, teknoloji transferi kısıtlamaları ve Tayvan meselesi gibi başlıkları içerecek. Trump yönetimi, Çin'e yönelik sert politikalarını sürdürürken, Xi Jinping yönetimi ekonomik büyümeyi korumak ve teknolojik yükselişini sürdürmek için diplomasiyi kullanmayı amaçlıyor. Kennedy, bu görüşmelerin belirsizliklerle dolu olduğunu, çünkü iki ülkenin yapısal çıkar çatışmalarının kısa vadede çözülmesinin zor olduğunu ifade ediyor. Ayrıca, ABD'nin müttefikleriyle Çin'e karşı ortak cephe oluşturma çabaları ve Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi gibi alternatif iş birlikleri, görüşmelerin arka planını oluşturuyor.
Küresel ve bölgesel yansımalar
Çin'in teknoloji hamlesi ve ABD-Çin rekabeti, yalnızca iki ülkeyi değil, küresel tedarik zincirlerini de etkiliyor. Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi aktörler, bu rekabetten hem ekonomik fırsatlar hem de riskler çıkarıyor. Özellikle yarı iletken sektöründe yaşanan kıtlıklar ve ihracat kontrolleri, küresel ekonomiyi sarsıyor. Kennedy'ye göre, Çin'in 'yavaş teknoloji ejderi' stratejisi, gelişmekte olan ülkeler için bir model oluşturabilir; ancak bu modelin sürdürülebilirliği, Çin'in iç ekonomik sorunları ve demografik daralmasıyla sınırlı. ABD-Çin görüşmeleri ise, ticaret anlaşmazlıklarını çözme potansiyeli taşısa da, teknoloji ve güvenlik konularında kalıcı bir uzlaşı zor görünüyor. Bölgesel olarak, Asya-Pasifik'te gerginlik artarken, Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetler de diplomatik çabaları gölgeliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin teknoloji rekabeti ve Xi-Trump görüşmeleri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren dolaylı sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Çin ile ekonomik iş birliğini artırırken (Kuşak ve Yol projeleri, ticaret ve turizm), aynı zamanda NATO müttefiki olarak ABD ile ilişkilerini dengede tutmak zorunda. Çin'in teknoloji hamlesi, Türkiye'nin 5G ve yapay zeka gibi alanlarda Çinli şirketlerle iş birliği yapma seçeneklerini etkiliyor; ancak ABD'nin yaptırımları ve CAATSA gibi düzenlemeler, Türkiye'nin manevra alanını kısıtlıyor. Ayrıca, küresel tedarik zincirlerindeki değişim, Türkiye'nin üretim üssü olma hedefini güçlendirebilir. Bu gelişmeler, Türk dış politikasının çok yönlü denge arayışını sürdürmesini gerektiriyor.