Çin, yapay zeka teknolojisinin artan enerji talebi ve Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimlerin küresel enerji arzını tehdit etmesi nedeniyle, nükleer enerji üretiminde ABD'yi geçerek dünyanın en büyük nükleer enerji üreticisi olmaya hazırlanıyor. Yeni bir rapora göre, Çin'in önümüzdeki birkaç yıl içinde işletmedeki nükleer reaktör sayısını iki katına çıkararak ABD'nin 93 olan reaktör sayısını geçmesi bekleniyor. 2023 itibarıyla Çin'de 55 reaktör bulunurken, bunlardan 37'si son 10 yılda devreye alındı. ABD ise nükleer filo kapasitesini artırmakta zorlanırken, Çin'in reaktör inşası hız kesmeden devam ediyor.
Gelişmenin arka planı
Rapora göre, yapay zeka modellerinin eğitim ve işletme maliyetleri büyük miktarda elektrik tüketimini gerektiriyor. Bu durum, teknoloji devlerini karbon emisyonu düşük ve kesintisiz enerji sağlayan nükleer santrallere yönlendiriyor. Çin, bu talebi karşılamak için 2025 yılına kadar 150 GW nükleer kapasiteye ulaşmayı hedefliyor. Ülkede halihazırda inşa halinde olan 24 reaktör bulunuyor. Öte yandan ABD'de son 30 yılda sadece iki yeni reaktör tamamlanabildi ve bunlar da büyük maliyet aşımlarıyla karşılaştı.
Küresel nükleer enerjiye olan ilgi, Orta Doğu'daki savaşlar ve Rusya-Ukrayna savaşının enerji fiyatlarını yükseltmesiyle yeniden arttı. Fransa, İngiltere ve Japonya gibi ülkeler de nükleer kapasitelerini artırma planları yaparken, Çin'in bu alandaki yatırımları diğerlerinden çok daha hızlı ilerliyor. Çin devleti, nükleer santrallerin yüzde 90'ına sahip ve özel sektörün de katılımıyla bu oranı daha da artırmayı planlıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in nükleer enerjide liderliğe yükselmesi, sadece enerji üretiminde değil, aynı zamanda teknoloji ihracatında da etkili olacak. Çin, kendi tasarımı olan Hualong One ve Reactor 20 gibi reaktörleri Pakistan, Arjantin ve Romanya gibi ülkelere satmayı başardı. Bu durum, nükleer teknoloji pazarında Rusya ve ABD' nin hakimiyetine meydan okuyor. Ayrıca, Çin'in nükleer enerjiye yönelmesi, karbon salınımını azaltma hedefleriyle uyumlu olup, küresel iklim değişikliği mücadelesinde önemli bir rol oynayabilir.
Ancak bu gelişme, nükleer silahların yayılması ve güvenlik riskleri konusunda endişeleri de beraberinde getiriyor. Çin'in artan nükleer kapasitesi, Asya'daki diğer ülkelerin de nükleer enerji programlarına hız vermesine neden olabilir. Güney Kore, Hindistan ve Japonya gibi ülkeler de nükleer kapasitelerini artırma planları yaparken, bu durum bölgede bir nükleer enerji yarışı başlatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in nükleer enerjide ABD'yi geçmesi, Türkiye'nin enerji politikalarını da yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali ile nükleer enerjiye giriş yaparken, Sinop ve İğneada'da yeni santraller için Çin ve ABD/İngiltere konsorsiyumlarıyla görüşmeler sürüyor. Çin'in nükleer teknolojide kanıtlanmış başarısı, Türkiye'nin Çin alternatifini daha cazip hale getirebilir. Öte yandan, Çin'in artan küresel nükleer etkisi, Türkiye'nin enerji bağımlılığını azaltma ve dış politikada denge arayışında yeni bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin nükleer enerji ihracatçıları arasında rekabetten yararlanma fırsatı sunduğu gibi, jeopolitik ittifakları da yeniden şekillendirebilir.