Çin'in rekor düzeydeki ticaret fazlası, küresel ekonomide dengesizliklere ilişkin endişeleri derinleştirirken, ülkenin yuanı değer kazandırması gerektiği yönündeki çağrılar güçleniyor. Eski ABD Hazine Bakanlığı yetkilisi ve İkinci Blair Enstitüsü üyesi Brad Setser, yuanın çok daha güçlü olması gerektiğini belirterek, bunun Çin'in ihracata aşırı bağımlılığına yönelik küresel kaygıları hafifleteceğini ifade ediyor. Çin'in mal ticaretinde 2024 yılında 1 trilyon doları aşan fazlası, ülkenin iç talebi canlandırmakta zorlandığını ve büyüme modelinin hala imalata dayalı olduğunu gösteriyor.
Çin'in Ticaret Fazlasının Arka Planı
Çin, son yıllarda dünya genelinde mal ticaretinde muazzam bir fazla veriyor. 2023'te 823 milyar dolar olan fazla, 2024'te 1 trilyon doları aştı. Bu durum, Çin'in ihracatının ithalatından çok daha hızlı büyümesinden kaynaklanıyor. Ancak bu fazlanın önemli bir kısmı, yarı iletkenler, elektrikli araçlar ve yeşil teknoloji ürünlerindeki güçlü ihracat performansından geliyor. Öte yandan, Çin'in iç tüketimi pandemi sonrası beklenen toparlanmayı gösteremedi; emlak krizi ve genç işsizliği gibi yapısal sorunlar iç talebi baskılıyor. Bu ortamda, para biriminin değer kazanması, ihracatı pahalı hale getirerek ülkeyi iç talebe yönelmeye teşvik edebilir.
Setser, Çin'in cari işlemler fazlasının gayri safi yurtiçi hasılasına oranının yüzde 2'yi aştığını, bunun da küresel tasarruf-yatırım dengesizliğini artırdığını vurguluyor. Çin, tasarruf fazlasını yurt dışına yatırım yaparak değerlendiriyor; bu da düşük faiz oranları ve sermaye ihracı yoluyla diğer ülkelerin para birimleri üzerinde baskı oluşturuyor. Yuanın değer kazanması, bu baskıyı azaltabilir ve küresel ticaretin daha dengeli bir yapıya kavuşmasına yardımcı olabilir.
Ancak Çin yönetimi, yuanın hızlı değer kazanmasının ihracat sektörüne zarar vereceğinden ve istihdamı olumsuz etkileyeceğinden endişe ediyor. Bu nedenle, para biriminin kontrollü bir şekilde ve kademeli olarak değer kazanmasına izin veriyor. Son dönemde yuan, dolar karşısında tarihsel olarak güçlü seviyelerde seyrediyor; ancak bu, ticaret fazlasını dengelemeye yetmiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve ABD Hazine Bakanlığı, Çin'i döviz kuru politikalarını şeffaflaştırmaya ve piyasa güçlerine daha fazla alan açmaya çağırıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Çin'in ticaret fazlası, özellikle ABD ve Avrupa Birliği ile ticari gerilimleri artırıyor. ABD, Çin'e yönelik çeşitli sektörlerde ek gümrük vergileri uygularken, AB de Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik anti-sübvansiyon soruşturmaları yürütüyor. Yuanın değer kazanması, bu ülkelerin ihracat rekabet gücünü bir miktar artırabilir ve ticaret açıklarını azaltabilir. Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler için Çin'in ucuz mal ihracatı, yerel üreticiler üzerinde baskı oluşturuyor; yuanın güçlenmesi bu baskıyı hafifletebilir.
Küresel finans piyasaları açısından, yuanın değer kazanması, Çin'in döviz rezervlerinin değerini artırırken, ABD tahvillerine olan talebi etkileyebilir. Çin, elindeki trilyonlarca dolarlık ABD Hazine tahvilini yönetirken, yuanın değeri bu varlıkların yuan cinsinden değerini düşürür. Bu nedenle, Çin'in para birimini güçlendirme konusundaki isteksizliği, bir yandan da rezerv yönetimiyle ilgili. Ancak Setser, daha güçlü bir yuanın uzun vadede Çin'e fayda sağlayacağını, çünkü bunun iç talebi canlandıracağını ve ekonomiyi daha dengeli bir büyüme patikasına sokacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in ticaret fazlası ve yuanın değeri, Türkiye'yi doğrudan etkileyen faktörler arasında. Türkiye, Çin'den yapılan ithalatta büyük bir ticaret açığı veriyor; 2024'te bu açık 30 milyar doları aştı. Yuanın değer kazanması, Çin mallarını Türkiye için pahalı hale getirerek ithalatı bir miktar azaltabilir ve yerli üretimi teşvik edebilir. Ayrıca, Çin'in daha dengeli bir büyüme modeline geçmesi, küresel emtia fiyatlarını etkileyerek Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini değiştirebilir. Türkiye, Çin ile ticaretinde denge sağlamak için ihracatını artırmaya çalışırken, yuanın değerlenmesi bu çabayı destekleyebilir. Ancak, küresel tedarik zincirlerindeki değişim ve Çin'in ihracat gücünün devam etmesi, Türk sanayicisi için rekabet baskısını sürdürebilir.