Uydu görüntüleri, Çin yönetiminin Tibet'in doğusundaki Sichuan eyaletinde bulunan Larung Gar Budist Akademisi'nde keşişlere ait evlerin yıkımına yeniden başladığını gösterdi. Tibetli hak savunucuları, yıkımların bölgede dini özgürlükleri kısıtlamak ve yeni yürürlüğe giren etnik birlik yasasının kapsamını genişletmek amacıyla gerçekleştirildiğini savunuyor. Daha önce 2016 yılında benzer bir yıkım dalgası yaşanmış ve binlerce keşiş ile rahibe bölgeden tahliye edilmişti.
Gelişmenin Arka Planı
Larung Gar (Gar Budist Akademisi), Tibet Budizmi'nin en büyük ve en önemli eğitim merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1980'lerde kurulan akademi, zaman içinde on binlerce keşiş ve rahibeye ev sahipliği yaparak dünyanın en büyük Budist yerleşimlerinden biri haline geldi. Ancak Çin hükümeti, bölgenin büyüklüğünü ve bağımsız yapısını ulusal güvenlik ve sosyal istikrar açısından tehdit olarak görüyor.
2016 yılında Çin yönetimi, Larung Gar'daki yapıların "yasadışı" olduğunu öne sürerek geniş çaplı bir yıkım kampanyası başlattı. O dönemde binlerce konut yıkıldı, keşiş sayısı zorla azaltıldı ve bölgeye girişler sınırlandırıldı. Uluslararası insan hakları örgütleri ve Tibetli sürgünler, bu uygulamaları kınadı; ancak Çin, söz konusu düzenlemeleri "kentsel planlama" ve "güvenlik" gerekçeleriyle savundu.
Son uydu görüntüleri, 2023 yılı sonlarında ve 2024 başlarında bölgede yeniden yoğun bir yıkım faaliyeti yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Görüntülerde, daha önce ayakta olan çok sayıda yapının moloza dönüştüğü ve bazı alanların tamamen boşaltıldığı görülüyor. Bu durum, Çin'in Tibet'teki dini ve kültürel yapıları sistematik olarak dönüştürme politikasının devam ettiği şeklinde yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Tibet politikası, uzun yıllardır uluslararası alanda tartışma konusu. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları kuruluşları, Tibet'te dini özgürlüklerin kısıtlandığına dair raporlar yayımlıyor. Çin hükümeti ise Tibet'in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bölgede istikrar ile kalkınmayı sağladığını savunuyor. 2020'de yürürlüğe giren yeni "Etnik Birlik Yasası", Tibet ve Sincan gibi hassas bölgelerde merkezi otoritenin kontrolünü daha da artırmayı hedefliyor. Bu yasa, yerel halkın dil, din ve kültür haklarını sınırlayıcı hükümler içerdiği gerekçesiyle eleştiriliyor.
Larung Gar'daki yıkımlar, yalnızca dini bir mesele değil; aynı zamanda Çin'in azınlık bölgelerindeki asimilasyon politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Tibetli aktivistler, bu tür uygulamaların bölgede kültürel mirası yok etmeyi ve Tibet kimliğini zayıflatmayı amaçladığını belirtiyor. Uluslararası toplumun tepkisi ise genellikle sözlü kınamanın ötesine geçemiyor; zira birçok ülke Çin ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini önceliyor.
Öte yandan, Çin hükümeti son yıllarda Tibet'te altyapı yatırımlarını artırarak bölgeyi turizme açmayı ve ekonomik kalkınmayı hızlandırmayı hedefliyor. Ancak bu politikalar, yerel halkın kültürel ve dini yaşamını baskı altına alıyor eleştirilerini beraberinde getiriyor. Larung Gar gibi merkezlerin yıkılması, bu çelişkinin en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel ve kültürel bağlarının bulunduğu Türk dünyası ve İslam coğrafyası dışında kalan bölgelerde de insan hakları ve dini özgürlükler konusunda hassasiyet gösteriyor. Tibet'te yaşanan bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi etkilememekle birlikte, Çin'in azınlık politikalarına yönelik uluslararası eleştirilerin bir parçası olarak Türk dış politikasında dolaylı yankı bulabilir. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde dini özgürlükleri savunma konusunda aktif bir tutum sergiliyor; ancak Çin ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini de gözetmek durumunda. Bu nedenle Ankara'nın konuya temkinli yaklaşması ve resmi açıklamalarda dengeli bir dil kullanması bekleniyor. Yine de Tibet'teki dini baskılar, küresel ölçekte insan hakları savunuculuğu yapan Türkiye'nin uluslararası imajı açısından takip edilmesi gereken bir başlık olarak öne çıkıyor.