Çin Halk Cumhuriyeti'ne ait deniz bilimsel araştırma gemileri, Tayvan Boğazı ve çevresindeki sularda faaliyetlerini son yıllarda belirgin şekilde artırdı. Bu gemiler yalnızca bilimsel veri toplamakla kalmıyor; aynı zamanda Tayvan'ın fiili bağımsız siyasi statüsünü aşındırmayı ve Pekin'in bölge üzerindeki egemenlik iddialarını uluslararası topluma dayatmayı hedefliyor. Son operasyonlar, Çin'in sözde 'savaşçı bilim insanları' stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bilimsel Araştırma Perdesi Altında Stratejik Hamleler
Çin'in deniz araştırma filosu, son on yılda hızla büyüdü. Ülke, dünyanın en büyük oşinografik araştırma gemisi filolarından birine sahip. Ancak bu gemilerin Tayvan çevresindeki seyir rotaları, geleneksel bilimsel araştırma alanlarının çok ötesine geçiyor. Özellikle Tayvan Boğazı'nın güney girişi, Doğu Çin Denizi ve Güney Çin Denizi'ndeki tartışmalı bölgelerde yoğunlaşan faaliyetler, askeri istihbarat toplama, deniz tabanı haritalama ve su altı dinleme sistemleri yerleştirme gibi çift kullanımlı hedeflere hizmet ediyor.
Bu gemilerin topladığı veriler, denizaltı savaş planlaması, mayın dökme ve denizaltı kablolarının güvenliği gibi kritik askeri uygulamalar için hayati önem taşıyor. Tayvan savunma yetkilileri, son dönemde Çin araştırma gemilerinin Tayvan'ın 24 deniz mili dışındaki stratejik noktalarda uzun süreli kalışlar yaptığını ve zaman zaman Tayvan'ın ilan ettiği yasak bölgelere girdiğini rapor ediyor. Bu durum, Tayvan'ın egemenlik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle protestolara yol açıyor.
Çin, bu faaliyetleri 'barışçıl bilimsel araştırma' olarak sunsa da, uluslararası deniz hukuku uzmanları, gemilerin seyir rotalarının ve veri toplama yöntemlerinin bilimsel gerekliliklerle açıklanamayacağını belirtiyor. Örneğin, bazı gemilerin Tayvan'ın doğu kıyısındaki dik yamaçlarda yaptığı detaylı batimetrik haritalama çalışmaları, olası bir denizaltı operasyonu için kritik önemde.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Çin'in bu faaliyetleri, yalnızca Tayvan'ı değil, bölgedeki diğer aktörleri de endişelendiriyor. Japonya, Filipinler ve Vietnam gibi ülkeler, Çin araştırma gemilerinin kendi münhasır ekonomik bölgelerinde izinsiz araştırma yaptığını bildirdi. ABD ise, Çin'in deniz milisleri ve araştırma gemileri üzerinden yürüttüğü 'gri bölge' stratejisini yakından takip ediyor. Bu strateji, açık çatışma eşiğinin altında kalarak rakipleri yıpratmayı ve fiili durum yaratmayı amaçlıyor.
Uluslararası deniz hukuku çerçevesinde, bilimsel araştırma gemileri kıyı devletinin izni olmadan münhasır ekonomik bölgede araştırma yapamaz. Ancak Çin, Tayvan'ı bağımsız bir devlet olarak tanımadığı için bu izin mekanizmasını yok sayıyor. Bu durum, bölgesel istikrarı tehdit eden bir belirsizlik yaratıyor. Son aylarda, Çin gemilerinin Tayvan Boğazı'ndaki varlığı, Tayvan'ın deniz kuvvetleri ve sahil güvenliği ile zaman zaman gerginliklere yol açtı.
Çin'in 'savaşçı bilim insanı' konsepti, aslında yeni değil. Soğuk Savaş döneminde hem ABD hem SSCB benzer yöntemler kullandı. Ancak Çin'in ölçeği ve hızı dikkat çekici. Ülke, 2020'den bu yana deniz araştırma gemisi sayısını yüzde 40 artırdı. Bu gemilerin birçoğu, hem sivil hem askeri personel taşıyabiliyor ve modüler yapıları sayesinde hızla görev değiştirebiliyor. Tayvan ve müttefikleri, bu gemilerin olası bir çatışma durumunda istihbarat toplama, mayın dökme ve denizaltı avlama görevlerinde kullanılabileceğini değerlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Tayvan Boğazı'ndaki gelişmelere doğrudan taraf olmasa da, bu strateji Türk dış politikası ve güvenliği için önemli dersler içeriyor. Çin'in 'gri bölge' taktikleri, Ege ve Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin karşılaştığı benzer hibrit tehditlere benziyor. Deniz yetki alanları konusundaki ihtilaflarda, bilimsel araştırma gemilerinin bayrak gösterme ve fiili durum yaratma aracı olarak kullanılması, Türkiye'nin de yakından izlediği bir yöntem. Ayrıca, Tayvan'ın karşılaştığı izolasyon ve baskı, Türkiye'nin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki egemenlik mücadelesinde dayanışma ihtiyacını gösteriyor. Türkiye, uluslararası deniz hukukunun güçlü savunucusu olarak, bu tür tek taraflı eylemlerin bölgesel istikrara zarar verdiğini vurgulamalı.