Çin, Rusya ve Kuzey Kore arasındaki stratejik yakınlaşma, Ukrayna'daki savaş ve İran üzerindeki gerilimler başta olmak üzere dünya genelindeki çatışmaları doğrudan etkileyen bir otoriter eksen oluşturuyor. Bu ittifak, uluslararası sisteme meydan okuyan ve Tayvan ile Hint-Pasifik bölgesindeki diğer hedefleri tehdit eden yeni bir güç bloğu olarak ortaya çıkarken, Batılı ülkelerin yaptırımlarına karşı koyarken askeri ve ekonomik işbirliğini derinleştiriyor.
Moskova, Kiev'i işgalinin üçüncü yılına girerken Pyongyang'dan cephane ve balistik füze desteği alırken, Pekin de Rusya'ya teknoloji ve mali destek sağlayarak Batı'nın izolasyon çabalarını aşındırıyor. Bu üçlü işbirliği, sadece Avrupa ve Orta Doğu'daki savaşların seyrini değil, aynı zamanda küresel silahlanma yarışının geleceğini de belirliyor.
Gelişmenin arka planı: Otoriter eksenin yükselişi
Çin, Rusya ve Kuzey Kore, son yıllarda Batı merkezli uluslararası düzene karşı ortak bir duruş sergileyerek ilişkilerini hızlandırdı. Bu üç ülkenin liderleri, ABD öncülüğündeki askeri ittifaklara ve yaptırım rejimlerine karşı bir denge oluşturmayı hedeflediklerini belirtiyor. Özellikle Rusya'nın Ukrayna işgali ve Kuzey Kore'nin nükleer programı, bu ittifakın pratikteki en somut örnekleri olarak öne çıkıyor.
Kremlin, savaş finansmanı ve mühimmat ihtiyacını karşılamak için Pyongyang'a son derece bağımlı hale geldi. Güney Kore ve ABD istihbaratına göre, Kuzey Kore'den Rusya'ya gönderilen konteynerlerde milyonlarca top mermisi ve kısa menzilli balistik füze bulunuyor. Rusya, bu silahları Ukrayna'da kullanırken, Kuzey Kore ise karşılığında ekonomik yardım ve teknolojik destek alıyor. Bu işbirliği, Kuzey Kore'nin uluslararası izolasyonunu hafifletirken, Rusya'nın savaş direncini artırıyor.
Çin ise daha temkinli ama kapsamlı bir yaklaşım izliyor. Pekin, Ukrayna savaşında resmi olarak tarafsız kalsa da, Rusya'ya çip, elektronik ve ikili kullanımlı teknolojiler sağlıyor. Bu ürünler, Rus askeri endüstrisinin modernizasyonunda kritik rol oynuyor. Ayrıca Çin, Rus enerji ithalatını artırarak Batı'nın enerji yaptırımlarını hafifletiyor. Uzmanlara göre, Çin'in bu desteği olmadan Rusya'nın savaşı bu kadar uzun süre sürdürmesi mümkün olmazdı.
Küresel ve bölgesel boyut: Tayvan ve Hint-Pasifik tehdidi
Çin-Rusya-Kuzey Kore ekseni, sadece Avrupa ve Orta Doğu'yu değil, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesini de istikrarsızlaştırıyor. Tayvan, bu eksenin ortak hedeflerinden biri olarak görülüyor. Pekin, Tayvan'ın bağımsızlık eğilimlerini 'yeniden birleşme' söylemiyle baskı altına alırken, Moskova ve Pyongyang da Çin'in bu konudaki tutumuna açık destek veriyor. Bu dayanışma, Tayvan'ı savunmayı planlayan ABD ve müttefikleri için daha karmaşık bir güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Kuzey Kore'nin son aylarda gerçekleştirdiği füze denemeleri ve Rusya ile askeri işbirliği, Japonya ve Güney Kore'yi derinden endişelendiriyor. Bu üçlü eksen, aynı zamanda nükleer silahların yayılmasını teşvik ederek uluslararası nükleer koruma rejimini zayıflatıyor. ABD, bu tehdit karşısında Japonya ve Güney Kore ile üçlü güvenlik anlaşmasını güçlendirirken, NATO'nun Asya'daki ortaklarıyla bağlarını da derinleştiriyor.
İran'daki gelişmeler ise eksenin Orta Doğu ayağını oluşturuyor. Batı, İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı (İHA) tedarik ettiğini öne sürerken, Rusya da İran'ın nükleer programını uluslararası platformlarda destekliyor. Bu dayanışma, İran üzerindeki Batı yaptırımlarının etkisini azaltıyor ve Orta Doğu'daki güç dengesini değiştiriyor. Çin ise İran'dan petrol alımını artırarak bu ülkenin ekonomik olarak ayakta kalmasına katkı sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu otoriter eksen, Türk dış politikası için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ittifakının bir parçası olsa da, Rusya ile enerji ve savunma alanlarında derin bağları bulunuyor. Söz konusu eksen, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenliğini doğrudan etkilerken, Ukrayna savaşının sürmesi bölgesel istikrarsızlığı artırıyor. Ayrıca, Çin'in Orta Asya'daki ekonomik nüfuzu, Türkiye'nin Türk devletleriyle kurduğu bağları etkileyebilir. Kuzey Kore'nin nükleer programı ve füze denemeleri, Türkiye'nin füze savunma sistemleri ve bölgesel güvenlik stratejileri üzerinde dolaylı bir baskı yaratıyor. Bu nedenle Ankara, denge politikasını sürdürerek hem Batı ile işbirliğini hem de Rusya ve Çin ile pragmatik diyaloğunu korumaya çalışıyor; ancak eksenin derinleşmesi, Türkiye'nin bu hassas dengesini zorlaştırıyor.