Washington, 'etki' kelimesini her askeri üs kapanışından sızan mistik bir buhar gibi kullanıyor. Ancak Pekin'in Ortadoğu'daki hızla büyüyen nüfuzu, etkinin birçok biçimde gelebileceğini gösteriyor. Pentagon, İran'ın vurduğu üslerin yeniden inşası için nerede ve ne zaman harekete geçileceğini tartışırken, Çin çoktan farklı bir oyun kurmuş durumda: askeri varlık değil, ekonomik bağlar ve diplomatik diyalog üzerinden bölgesel etki inşa etmek.
Askeri Üslerden Ekonomik Ortaklıklara
ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel yaklaşımı, onlarca yıldır askeri üsler, güvenlik anlaşmaları ve silah satışları üzerine kuruluydu. Ancak son yıllarda bu model sarsılıyor. İran'ın Ocak 2020'de Irak'taki Ayn el-Esed hava üssüne düzenlediği balistik füze saldırısı, ABD güçlerinin bölgedeki kırılganlığını gözler önüne serdi. Saldırı sonrası onlarca ABD askeri travmatik beyin hasarı geçirdi ve tesislerde ciddi hasar oluştu. Pentagon şimdi bu üsleri yeniden inşa etmenin maliyeti ve stratejik gerekliliğini tartışırken, Çin sessiz ama etkili adımlarla ilerliyor.
Çin'in bölgedeki en büyük avantajı, askeri angajman yerine ekonomik işbirliğini öne çıkarması. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) kapsamında limanlar, demiryolları ve enerji altyapısına milyarlarca dolar yatırım yapan Pekin, bölge ülkeleriyle ticaret hacmini her yıl artırıyor. 2022'de Çin, Arap dünyasının en büyük ticaret ortağı haline geldi. Suudi Arabistan, BAE, Irak ve İran gibi ülkelerle imzalanan uzun vadeli enerji anlaşmaları, Çin'in bölgedeki ekonomik ağırlığını pekiştiriyor.
Diplomatik alanda da Çin'in etkisi artıyor. Mart 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasındaki tarihi normalleşme anlaşmasına ev sahipliği yapan Pekin, bölgesel bir arabulucu olarak öne çıktı. Bu anlaşma, ABD'nin yıllardır çözemediği bir krizi Çin'in birkaç ay içinde çözebildiğini gösterdi. Ayrıca Çin, Filistin meselesinde de daha aktif bir diplomasi yürütüyor; Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ı ağırladı ve iki devletli çözüm çağrısı yaptı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in yükselişi, ABD'nin bölgedeki müttefikleri nezdinde de sorgulanmasına yol açıyor. Suudi Arabistan ve BAE gibi geleneksel ABD müttefikleri, artık Pekin ile askeri ve ekonomik işbirliklerini çeşitlendiriyor. Suudi Arabistan, Çin'den balistik füze ve insansız hava aracı satın alırken, BAE de Çin ile ortak tatbikatlar düzenliyor. Bu ülkeler, ABD'nin güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını azaltmaya başladı.
ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ise giderek daha maliyetli ve tartışmalı hale geliyor. Irak ve Suriye'deki üsler sık sık saldırılara maruz kalıyor; İran yanlısı milisler, ABD güçlerini hedef alıyor. Afganistan'dan çekilme sonrası bölgede itibar kaybeden Washington, şimdi Irak'taki varlığını azaltmayı planlıyor. Bu durum, Çin'in bölgedeki boşluğu doldurması için uygun bir zemin yaratıyor.
Küresel ölçekte ise Çin'in Ortadoğu'daki etkisi, enerji güvenliği açısından kritik. Çin, petrol ithalatının yaklaşık yarısını Ortadoğu'dan karşılıyor. Bu nedenle bölgede istikrar, Pekin için hayati önem taşıyor. Aynı zamanda Çin, İran ile ilişkilerini dengeleyerek hem Suudi Arabistan hem de İran ile işbirliğini sürdürüyor. Bu denge politikası, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını etkisiz kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Ortadoğu'da artan etkisi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi'nin orta koridorunda yer alarak Çin ile ekonomik işbirliğini derinleştirebilir. Ayrıca bölgesel denklemlerde Çin'in arabuluculuk rolü, Türkiye'nin diplomatik manevra alanını genişletebilir. Ancak Çin'in İran ve Suudi Arabistan ile kurduğu dengeli ilişkiler, Türkiye'nin bölgesel müttefiklik ağını karmaşıklaştırabilir. ABD'nin bölgeden çekilmesi, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor. Türkiye, hem ABD hem de Çin ile dengeli ilişkiler kurarak çok kutuplu bir Ortadoğu'da konumunu güçlendirmeli.