Çin, ekonomik yavaşlama sinyallerine rağmen beklenenin aksine bütçe politikasını sıkılaştırma yoluna gidiyor. Uzmanlar, Pekin yönetiminin mali disiplini önceliklendirmesinin kısa vadede mikro düzeyde olumlu sonuçlar doğursa da, makroekonomik dengeler açısından ciddi riskler barındırdığı görüşünde. Bu politika değişikliği, küresel ekonominin ikinci büyük gücünün büyüme hedeflerine ulaşma kapasitesini sorgulatıyor.
Bütçe Disiplini ve Ekonomik Yavaşlama Arasındaki Çelişki
Çin hükümeti, pandemi sonrası toparlanma sürecinde beklenen ivmeyi yakalayamadı. Yetkililer, ekonomik büyümeyi desteklemek için genellikle genişletici maliye politikaları uygularken, son dönemde tam tersi bir yol izleyerek harcamaları kısıyor, yerel yönetimlerin borçlanma imkanlarını sınırlandırıyor ve kamu yatırımlarını yavaşlatıyor. Bu adımlar, kısa vadede bütçe açığını kontrol altına almayı hedefliyor.
Ancak ekonomistler, söz konusu sıkılaştırmanın uzun vadede büyümeyi daha da yavaşlatabileceği uyarısında bulunuyor. Çin'in gayri safi yurtiçi hasılası (GSYH) 2023'te yüzde 5,2 büyüse de, 2024 ve 2025 için öngörüler aşağı yönlü revize edildi. Özel tüketim ve yatırımlardaki zayıflık, deflasyonist baskıları artırıyor. Bu ortamda maliye politikasının sıkılaştırılması, talebi daha da daraltarak ekonomik canlanmayı geciktirebilir.
Mikro Düzeyde Olumlu, Makro Düzeyde Riskli
Hükümetin kemer sıkma politikaları, aşırı borçlanan yerel yönetimlerin ve emlak sektörünün finansal risklerini azaltmayı amaçlıyor. Çin'in toplam borç yükü GSYH'nin yüzde 300'ünü aşmış durumda. Bu nedenle, borç artışını frenlemek ve verimliliği artırmak makro ihtiyati bir önlem olarak görülüyor. Mikro düzeyde, şirketlerin daha sağlam bilançolara sahip olması ve aşırı kapasite fazlasının azaltılması olumlu karşılanıyor.
Ne var ki, bu politikaların makro etkileri endişe verici. Kamu harcamalarındaki kesintiler, altyapı projelerinin yavaşlamasına ve istihdam üzerinde baskı yaratıyor. Genç işsizlik oranı yüzde 20'ye yaklaşmış durumda. Ayrıca, yerel yönetimlerin gelirleri azalırken, borç geri ödemeleri için daha fazla kaynak ayırmaları gerekiyor. Bu da sosyal hizmetler ve eğitim gibi alanlarda kesintilere yol açabilir.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Çin ekonomisindeki yavaşlama, küresel ticaret ve emtia fiyatları üzerinde belirleyici bir etkiye sahip. Ülke, dünyanın en büyük ham madde ithalatçısı konumunda. İnşaat sektöründeki durgunluk, çelik, bakır ve alüminyum talebini düşürerek emtia fiyatlarını aşağı çekiyor. Bu durum, Avustralya, Brezilya ve Şili gibi emtia ihracatçısı ülkeleri olumsuz etkiliyor.
Ayrıca, Çin'in ticaret ortakları için de riskler büyüyor. Almanya gibi makine ve otomotiv ihracatçısı ülkeler, Çin'den gelen talebin azalmasıyla sarsılıyor. Küresel tedarik zincirleri, Çin'deki üretim yavaşlamasından doğrudan etkileniyor. Öte yandan, Çin'in düşük faiz ortamında para birimi yuan'ın değer kazanması, ihracat rekabetini zorlaştırıyor. Ancak hükümet, yuan'ın kontrollü değer kaybına izin vererek ihracatı desteklemeye çalışıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, Çin'in maliye politikasını daha destekleyici hale getirmesi gerektiğini savunuyor. Ancak Pekin yönetimi, aşırı borçlanma ve balon risklerinden kaçınmak için temkinli davranıyor. Bu ikilem, Çin'in ekonomik yönetiminde zorlu bir denge arayışını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in bütçe politikasını sıkılaştırması, Türkiye ekonomisi için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Çin, Türkiye'nin en büyük ithalat kaynaklarından biri ve önemli bir ticaret ortağıdır. Çin'deki yavaşlama, küresel emtia fiyatlarını düşürerek Türkiye'nin enerji ithalat faturasını hafifletebilir. Ancak aynı zamanda, Çin'e yapılan Türk ihracatı olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, küresel talepteki daralma, Türkiye'nin ihracat pazarlarını daraltabilir. Turizm açısından ise Çinli turist sayısında azalma riski bulunuyor. Türkiye, ekonomik çeşitlendirme ve yeni pazarlar bulma konusunda adımlar atmalı.