Washington ve Brüksel'de son dönemde sıkça duyulan 'aşırı kapasite' kavramı, aslında Batılı güçlerin Çin'in yeşil teknoloji ve çelik üretimindeki yükselişine karşı geliştirdikleri korumacı politikaların bir perdesi olarak değerlendiriliyor. Amerikalı ve Avrupalı politika yapıcılar, Çin'in ürettiği çelik, elektrikli araç ve yeşil teknoloji ürünlerinin iç talebinin çok üzerinde olduğunu ve sübvansiyonlu mallarla dünya pazarını doldurduğunu iddia ediyor. Ancak ekonomik veriler, bu iddiaların aksine çok farklı bir tablo ortaya koyuyor: Çin'in yenilenebilir enerji yatırımları, yalnızca kendi karbon emisyon hedeflerini değil, küresel yeşil dönüşümü de hızlandırıyor. Pekin yönetimi, üretim fazlasının küresel talebi karşılamaya yönelik olduğunu ve Batı'nın bu suçlamalarının ticaret savaşlarını derinleştirme amacı taşıdığını savunuyor.
‘Aşırı Kapasite’ Suçlamasının Perde Arkası
ABD ve AB, Çin'in çelik ve alüminyum başta olmak üzere birçok sektörde aşırı üretim yaparak dünya fiyatlarını düşürdüğünü ve yerli sanayilerini tehdit ettiğini öne sürüyor. Bu çerçevede ABD, Çin menşeli elektrikli araçlara yönelik gümrük vergilerini yüzde 25'ten yüzde 100'e çıkarırken, AB de soruşturma başlattı. Ancak Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verileri, Çin'in güneş paneli, rüzgar türbini ve batarya üretiminin büyük bölümünün yurt içi talebi karşılamak için kullanıldığını gösteriyor. Ayrıca Çin'in 2030 karbon zirvesi hedefine ulaşabilmesi için yenilenebilir enerji kapasitesini dört katına çıkarması gerekiyor. Bu durum, 'aşırı kapasite' yerine 'gerekli üretim' kavramının daha uygun olduğunu ortaya koyuyor. Ekonomistler, Batı'nın bu retoriğinin aslında kendi sanayilerini rekabetten koruma niyeti taşıdığını belirtiyor. Özellikle Avrupa otomotiv sektörü, Çin'in düşük maliyetli elektrikli araçları karşısında rekabet gücünü kaybetmekten endişe ediyor.
Küresel Ticarette Yeni Cephe
Bu tartışma, küresel ticaret sisteminde yeni bir cephenin açılmasına neden oluyor. Çin, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına uygun hareket ettiğini savunurken, ABD ve AB'nin uyguladığı vergileri ticari misilleme olarak nitelendiriyor. Asya'daki diğer büyük ekonomiler, özellikle Japonya ve Güney Kore, gelişmeleri yakından izliyor. Çin'in yanı sıra Hindistan da bazı sektörlerde benzer sübvansiyon politikaları izliyor. Uzmanlar, bu durumun küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendirebileceğini ve bölgesel ticaret blokları arasındaki ayrışmayı derinleştirebileceğini belirtiyor. Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler ucuz yeşil teknolojiye erişimin iklim hedefleri için kritik olduğunu vurguluyor. Bu noktada, Çin'in üretim kapasitesinin küresel iklim değişikliğiyle mücadelede bir fırsat mı yoksa tehdit mi olduğu sorusu gündeme geliyor. Çin ise 'aşırı kapasite' suçlamalarının siyasi motivasyonlu olduğunu ve gerçek ekonomik verilere dayanmadığını ileri sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Çin ile ticari ilişkilerini dengelemek hem de AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi sürecinde bu tartışmadan etkilenebilir. Türkiye'nin yerli elektrikli araç üretimi ve yeşil enerji hedefleri, Çin'in rekabetçi fiyatlı ürünleri karşısında koruma ihtiyacı doğurabilir. Ancak tam tersine, Çin'in yeşil teknoloji ihracatı, Türkiye'nin iklim hedeflerine uygun maliyetli erişim sağlayabilir. Ankara, Batı ile Çin arasındaki bu ticari gerilimde denge politikası izlemek zorunda. AB'nin korumacı adımları, Türkiye'nin de benzer önlemler almasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin Çin ile ticaretinde yeni fırsatlar veya riskler yaratabilir. Özellikle otomotiv ve yenilenebilir enerji sektörlerinde Türkiye'nin rekabet gücü, bu küresel tartışmanın sonuçlarına bağlı olarak şekillenecektir.