Çin, Avrupa Birliği'nin (AB) yabancı sübvansiyonlara ilişkin yeni düzenlemelerini sert bir dille eleştirerek, bu kuralların ticaret görüşmelerinin önünde engel oluşturduğunu savundu. Pekin yönetiminin bu hamlesi, iki taraf arasında yakın zamanda yeniden başlatılan ticaret diyaloğuna baskıyı artırdı. AB'nin Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü (FSR), üye ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin devlet desteklerini daha şeffaf hale getirmeyi amaçlıyor. Ancak Çin, bu düzenlemenin ayrımcı olduğunu ve serbest ticareti baltaladığını öne sürüyor.
Gelişmenin Arka Planı
AB Komisyonu'nun Ocak 2023'te yürürlüğe koyduğu FSR, üçüncü ülke hükümetlerinin sağladığı mali yardımları denetlemeyi hedefliyor. Düzenleme, AB pazarında rekabeti bozan sübvansiyonlara karşı soruşturma açılmasına olanak tanıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, "AB'nin sübvansiyon kuralları, uluslararası ticaret kurallarına aykırıdır ve Çinli şirketlere karşı ayrımcı muamele içermektedir" ifadelerini kullandı. Mao, bu tür korumacı önlemlerin, Çin-AB ticari ilişkilerini olumsuz etkileyeceğini ve ticaret görüşmelerinin geleceğini tehlikeye atacağını vurguladı.
Çin'in bu açıklaması, AB ile Çin arasında 2023 sonunda yeniden başlatılan üst düzey ticaret görüşmelerine denk geldi. Taraflar, ticaret dengesizlikleri, pazar erişimi ve teknoloji transferi gibi konularda uzun süredir anlaşmazlık yaşıyor. FSR, özellikle elektrikli araçlar ve yenilenebilir enerji ekipmanları gibi yeşil teknoloji alanlarında Çinli şirketlerin AB pazarında haksız avantaj elde ettiği iddialarını gündeme getiriyor. AB Komisyonu, geçtiğimiz aylarda Çinli elektrikli araç üreticilerine yönelik sübvansiyon soruşturmaları başlatmıştı. Pekin ise bu hamleleri "ticaret savaşı" olarak nitelendiriyor.
Çin Devlet Konseyi'nin yayımladığı raporda, AB'nin düzenlemelerinin Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarıyla uyumlu olmadığı belirtildi. Raporda, "Yabancı sübvansiyonların denetlenmesi, aslında gelişmekte olan ekonomilere karşı uygulanan bir engelleme politikasıdır" denildi. Uzmanlar, bu söylemin Çin'in küresel ticarette artan etkisine karşı bir savunma mekanizması olduğunu değerlendiriyor. Brüksel yönetimi ise FSR'nin amacının adil rekabeti sağlamak olduğunu ve hiçbir ülkeyi hedef almadığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin-AB ticari gerilimleri, sadece iki tarafı ilgilendirmiyor. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bir dönemde, AB'nin aldığı korumacı önlemler Amerika Birleşik Devletleri'nin de benzer politikalarını yansıtıyor. Washington, Çin yapımı elektrikli araçlara yönelik yüzde 100'e varan gümrük tarifeleri uygulama kararı almıştı. AB'nin de benzer adımlar atması, Batı ile Çin arasında ekonomik ayrışmayı derinleştirme riski taşıyor. Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi'nin daha önce yaptığı açıklamada, "küresel ekonominin bölünmesine yol açacak her türlü girişime karşı olduklarını" dile getirmişti.
AB içinde de FSR'ye yönelik farklı yaklaşımlar bulunuyor. Almanya başta olmak üzere ihracata dayalı ekonomiler, Çin'e karşı sert önlemlerin geri tepebileceğinden endişe ediyor. Fransa ise Avrupa'nın stratejik özerkliği adına daha korumacı politikaları savunuyor. Bu ayrışma, AB'nin ortak karar almasını zorlaştırıyor. Uzmanlar, Çin'in FSR'yi hedef alarak AB ülkeleri arasındaki bu görüş ayrılıklarını derinleştirmeyi amaçladığını belirtiyor. Pekin, Almanya gibi ticaret ortaklarıyla ikili ilişkilerini güçlendirerek AB içinde kendine müttefik bulmaya çalışıyor.
Küresel ekonomik görünüm ise belirsizliğini koruyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), artan korumacılık ve jeopolitik gerilimlerin küresel büyümeyi olumsuz etkilediği uyarısında bulundu. Çin-AB anlaşmazlığı, dünya ticaretinin üçte birini temsil eden iki büyük ekonomi arasındaki gerilimin artarak devam edeceğini gösteriyor. Bu durum, Türkiye gibi dış ticaret bağımlılığı yüksek ülkeler için de riskler barındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin dış ticaret stratejisi açısından yakından izlenmesi gereken bir süreç. AB, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağı konumunda bulunurken, Çin de önemli bir ithalat kaynağı. Çin-AB anlaşmazlığının derinleşmesi, tedarik zincirlerinde yaşanacak değişimlerle Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. Türkiye'nin gümrük birliği yükümlülükleri, AB'nin alacağı korumacı önlemlere uyum sağlamasını gerektiriyor. Ankara, bu süreçte hem AB ile ilişkilerini hem de Çin ile ticari bağlarını dengelemek zorunda. Ayrıca, Türkiye'nin elektrikli araç ve yeşil teknoloji alanındaki üretim hedefleri göz önüne alındığında, bu pazardaki rekabet koşullarının nasıl şekilleneceği kritik önem taşıyor.