Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik işgali ve ABD'nin İran'la olan gerginlikleri, büyük güçlerin hedef aldıkları ülkeleri kendi merkeziyetçi bakış açılarıyla değerlendirmelerinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösterdi. Analistlere göre, hem Moskova hem de Washington, Ukrayna ve İran'ın iç dinamiklerini, karar alma süreçlerini ve toplumsal direnç kapasitelerini küçümseyerek, uzun süreli ve maliyetli bir çatışmanın içine sürüklendiler. Bu durum, küçük ülkelerin büyük güçleri beklenmedik bir şekilde kendilerine benzer bir çıkmaza çekmesine yol açtı.
Savaşın beklenmedik seyri
Rusya, Ukrayna'nın hızlı bir şekilde çökeceğini ve başkent Kiev'in birkaç gün içinde düşeceğini öngörerek 24 Şubat 2022'de geniş çaplı bir işgal başlattı. Ancak Ukrayna ordusunun beklenenden çok daha güçlü bir direniş göstermesi, başta Moskova'nın yanılgıya düştüğünü ortaya koydu. ABD'li stratejistler de benzer şekilde, İran'a yönelik maksimum baskı politikasının Tahran yönetimini müzakere masasına zorlayacağını düşünüyordu. Oysa İran, ekonomik yaptırımlara rağmen nükleer programını hızlandırdı ve bölgesel vekil güçleri aracılığıyla ABD çıkarlarına meydan okumaya devam etti.
Her iki büyük gücün de ortak bir hatası vardı: Hedef ülkeleri homojen ve tepkisel yapılar olarak görmek. Ukrayna'da halkın savaşa olan bağlılığı ve yerel yönetimlerin esnekliği, merkezi Moskova'nın tahmin edemediği bir faktördü. İran'da ise dini liderlik ve Devrim Muhafızları, ABD'nin öngördüğü gibi iç karışıklıklarla zayıflamak yerine, uluslararası baskıyı meşruiyetlerini güçlendirmek için kullandı. Sonuçta, her iki çatışma da ne Moskova'nın ne de Washington'un planladığı şekilde ilerledi; savaşlar yıllara yayılan bir çıkmaza dönüştü.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu yanılgıların etkileri sadece doğrudan taraflarla sınırlı kalmadı. Ukrayna savaşı, NATO'nun doğu kanadını güçlendirmesine, enerji krizlerine ve küresel gıda arzında aksaklıklara yol açtı. ABD-İran gerginliği ise Basra Körfezi'ndeki tanker trafiğini tehdit etti, İsrail-İran çatışmasını derinleştirdi ve uranyum zenginleştirme seviyesinin yükselmesine neden oldu. Bu durum, küresel güçlerin yerel dinamikleri yanlış okumasının yalnızca savaş alanında değil, uluslararası sistemin genelinde istikrarsızlık yarattığını gösteriyor.
Uzmanlar, büyük güçlerin bundan sonraki adımlarının daha temkinli olması gerektiğini vurguluyor. Hedef ülkelerin siyasi yapıları, toplumsal dayanıklılıkları ve tarihsel bağlamları dikkate alınmadan yapılacak askeri müdahalelerin veya baskı politikalarının başarı şansı düşük. Ukrayna ve İran örnekleri, asimetrik savaşın ve kültürel faktörlerin küçümsenmesinin büyük güçler için nasıl bir tuzak oluşturabileceğini net bir şekilde ortaya koydu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem Ukrayna-Rusya savaşında hem de ABD-İran gerginliğinde arabuluculuk rolü üstlenen nadir ülkelerden biri. Bu çıkmaz savaşlar, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenliğini ve enerji arzını doğrudan etkiliyor. Rusya'nın Ukrayna'da takılı kalması, Türkiye'ye Karadeniz'de daha fazla manevra alanı sağlarken, İran'ın nükleer programındaki belirsizlik Ankara'nın güney sınırları için risk oluşturuyor. Türkiye, her iki krizde de dengeli bir dış politika izleyerek hem Batı ittifakı hem de Rusya ile ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Ancak bu savaşların uzaması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırıyor ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Ankara'nın önümüzdeki dönemde hem Ukrayna'da ateşkes hem de İran'la diyalog için daha aktif bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.