ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü’nün, eski Başkan Donald Trump’ın İran ile yeniden müzakere etmeyi planladığı iddia edilen nükleer anlaşmaya şüpheyle yaklaştığı bildiriliyor. Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth de anlaşmanın detaylarına ilişkin ciddi kaygılar taşıyor. Üst düzey Amerikalı yetkililerin bu tavrı, Washington’da İran’a yönelik politika konusunda süregelen derin görüş ayrılıklarını gözler önüne seriyor. Henüz resmi bir anlaşma metni olmamasına rağmen, Trump’ın İran ile diyalog kanallarını açma sinyalleri, hem müttefikler hem de muhalifler arasında tartışma yaratmış durumda.
Anlaşma Çabaları ve İstihbarat Endişeleri
Eski Başkan Donald Trump, 2018 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya ile imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP veya JCPOA) tek taraflı olarak çekilmiş ve İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasını başlatmıştı. Ancak son dönemde, Trump’ın yeniden başkanlığa aday olması durumunda İran ile yeni bir anlaşma arayışına girebileceği yönünde haberler basına yansıdı. Buna karşın, CIA Direktörü’nün, İran’ın nükleer programının mevcut durumu ve Tahran yönetiminin güvenilirliği konusunda ciddi şüpheleri olduğu belirtiliyor. Özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60’a yaklaşması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğindeki aksaklıklar, yeni bir anlaşmanın güvenlik garantileri açısından yetersiz kalabileceği endişelerini artırıyor.
Dışişleri Bakanı Rubio ise, İran’ın bölgesel politikaları, özellikle Yemen’deki Husiler ve Lübnan’daki Hizbullah’a verdiği destek göz önüne alındığında, kapsamlı bir anlaşmanın sadece nükleer dosyayla sınırlı kalmaması gerektiğini savunuyor. Savunma Bakanı Hegseth de, İran’ın balistik füze programının ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetlerin, herhangi bir anlaşmanın yeterliliğini sorgulamasına neden olduğunu dile getiriyor. Bu üç ismin aynı anda anlaşmaya mesafeli durması, olası bir Trump yönetiminde dış politikanın ne denli tartışmalı olacağının işareti olarak yorumlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail ve Körfez Ülkeleri
ABD-İran anlaşmasına yönelik en büyük tepkilerin, İran’a en yakın bölge ülkelerinden gelmesi bekleniyor. İsrail, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemeyi temel güvenlik önceliği olarak görüyor ve 2015 anlaşmasının zayıf noktalarını sıkça vurguluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri de, İran’ın bölgesel yayılmacılığını anlaşma sonrası durduramayacağından endişe ediyor. Öte yandan Avrupalı müttefikler, ABD’nin JCPOA’dan çekilmesinin ardından anlaşmayı canlı tutma çabalarının başarısız olması nedeniyle yeni bir diyaloğa temkinli yaklaşsa da, diplomasi kanallarının açık kalmasından yana. Rusya ve Çin ise İran’a uygulanan yaptırımların hafiflemesi durumunda kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecektir.
Anlaşmanın müzakeresi halinde, UAEA’nın denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, yaptırımların aşamalı olarak kaldırılması ve İran’ın bölgesel faaliyetlerine yönelik bağlayıcı hükümler içermesi gerektiği belirtiliyor. Ancak Tahran yönetimi, nükleer dosyadaki ilerlemeyi bir pazarlık kozu olarak elinde tutarken, “maksimum baskı” politikasının yol açtığı ekonomik hasarı gidermek için yaptırımların kalkmasına ihtiyaç duyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için bir dizi fırsat ve risk barındırıyor. ABD-İran arasında olası bir anlaşma, Türkiye’nin enerji ithalatı ve komşusu İran ile ticari ilişkileri üzerinde doğrudan etkili olabilir. Yaptırımların hafiflemesi, Türkiye’nin İran doğalgazına erişimini kolaylaştırabilir ve iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırabilir. Ancak, anlaşmanın başarısız olması veya gecikmesi halinde, bölgesel gerilimlerin tırmanması, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri varlığı ve göç dalgaları açısından güvenlik riski oluşturabilir. Ayrıca, ABD’nin İran politikasındaki istikrarsızlık, Ankara’nın Washington ile ilişkilerinde ek bir belirsizlik unsuru yaratıyor.