George Floyd'un 2020'de öldürülmesinden hüküm giyen eski Minneapolis polis memuru Derek Chauvin, eyalet mahkemesine yaptığı yeni bir başvuruyla cinayet suçlamalarının düşürülmesini talep etti. Bu, Chauvin'in bu davadaki mahkumiyetini bozmak için yaptığı üçüncü deneme. Daha önceki iki dilekçesi reddedilen Chauvin, şimdi Minnesota Yüksek Mahkemesi'ne başvurdu.
Gelişmenin Arka Planı
25 Mayıs 2020'de Minneapolis'teki bir markette sahte para kullanmakla suçlanan George Floyd, polis memuru Derek Chauvin'in yaklaşık dokuz dakika boyunca boynuna dizini bastırması sonucu hayatını kaybetmişti. Olayın cep telefonu kamerasıyla kaydedilmesi, ABD'de ve dünya genelinde geniş çaplı protestolara yol açmış, Black Lives Matter hareketinin yeniden güç kazanmasına neden olmuştu.
Chauvin, 2021 yılında yapılan yargılamada ikinci derece cinayet, üçüncü derece cinayet ve ikinci derece adam öldürme suçlarından hüküm giymiş ve 22,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ancak eski polis memuru, avukatları aracılığıyla mahkumiyetin hukuka aykırı olduğunu savunarak çeşitli itirazlar yaptı.
Chauvin'in avukatları, yeni başvuruda jüri üyelerinin maruz kaldığı ön yargının, savunma hakkının ihlal edildiğini ve mahkemenin usul hataları yaptığını öne sürüyor. Ayrıca, Chauvin'in savunma ekibi, George Floyd'un kalp rahatsızlığı ve uyuşturucu kullanımının ölümde birincil faktör olduğunu iddia ederek, polis memurunun eylemleri ile ölüm arasındaki illiyet bağının kurulamayacağını savunuyor.
Bu başvuru, Chauvin'in federal sivil haklar ihlali davasında aldığı 21 yıllık hapis cezasının da temyiz sürecini kapsıyor. Eski polis memuru, federal mahkemede de benzer gerekçelerle cezasına itiraz etmiş ve bu başvurusu da reddedilmişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Derek Chauvin davası, ABD'de polis şiddeti ve ırkçılık karşıtı hareketin sembolü haline gelmiş durumda. Bu nedenle, Chauvin'in mahkumiyetini bozmaya yönelik her türlü girişim, toplumsal tepkilere yol açma potansiyeli taşıyor. 2020 yılındaki protestolar, ABD tarihinin en büyük toplumsal hareketlerinden birine dönüşmüş ve 'polise fon ayırma' (defund the police) gibi radikal taleplerin dillendirilmesine neden olmuştu.
Hukuk uzmanları, Chauvin'in bu başvurusunun başarılı olma ihtimalinin düşük olduğunu, çünkü önceki iki temyiz başvurusunun da eyalet temyiz mahkemesi tarafından reddedildiğini belirtiyor. Ancak bu durum, George Floyd'un ailesi ve toplumsal adalet savunucuları arasında endişe yaratıyor; çünkü mahkumiyetin bozulması, Floyd'un ölümüyle ilgili hesap verebilirlik mücadelesinde ciddi bir aksama olarak görülecek.
Uluslararası alanda da dava, ABD'nin hukuk sistemi ve polis teşkilatına yönelik eleştirilerin odağında. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, George Floyd'un ölümünün ardından ABD'de yapısal ırkçılık ve polis şiddetine karşı kapsamlı reformlar yapılmasını talep etmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye'nin iç hukukunda insan hakları ve adalet konularında yapılan tartışmalarla doğrudan ilişkilendirilebilir. Türkiye, zaman zaman polis şiddeti ve yargı bağımsızlığı konularında benzer eleştirilere maruz kalmaktadır. Bu nedenle, ABD'deki bu sürecin sonucu, Türk kamuoyunda adalet arayışı ve polis uygulamalarına dair algıları etkileyebilir. Ayrıca, küresel insan hakları normlarının uygulanması açısından da örnek teşkil edebilecek bu dava, Türkiye'nin uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmelerine uyum konusunda dersler çıkarabileceği bir gelişme niteliği taşımaktadır.