Fas'ın kuzey kıyısındaki İspanyol özerk kenti Ceuta'ya geçtiğimiz hafta yaklaşık 50 bin göçmenin kitlesel akını, hem insani bir dramı hem de iki ülke arasında yeni bir diplomatik krizi beraberinde getirdi. Göçmenlerin büyük bölümü Fas'a geri gönderilirken, bu olağanüstü göç dalgasının arkasındaki nedenler üzerine çeşitli teoriler ortaya atılıyor. İspanya ile Fas arasındaki göç konusunda uzmanlaşmış gazeteci Ignacio Cembrero, RFI'ye verdiği röportajda, gelişmelerin perde arkasını değerlendirdi.
Ceuta'ya Kitlesel Göçün Perde Arkası
İspanya'nın Kuzey Afrika'daki iki özerk kentinden biri olan Ceuta, Fas'la olan sınırı nedeniyle Avrupa Birliği'nin (AB) en güney sınırını oluşturuyor. Geçtiğimiz hafta aniden yükselen göç dalgası, kentin polis ve acil durum ekiplerini hazırlıksız yakaladı. Binlerce kişi, çoğunlukla Fas ve Sahra Altı Afrika ülkelerinden gelen göçmenler, sınırın deniz tarafındaki geçişleri kullanarak ya da yüzerek Ceuta'ya ulaştı. İspanyol hükümeti, göçmenlerin Fas polisinin müdahalesi olmadan geçişlerine izin verildiğini öne sürerken, Fas tarafı suçlamaları reddetti. İki ülke arasında zaten gergin olan ilişkiler, İspanya'nın Sahra'daki Polisario Cephesi lideri Brahim Gali'ye sağladığı tedavi nedeniyle daha da gerilmişti. Uzmanlar, Fas'ın bu göç dalgasını Ankara'ya bir siyasi mesaj olarak kullanmış olabileceğini belirtiyor. Cembrero'ya göre, Rabat, İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumunu değiştirmek için bu tür bir 'göç silahı'nı daha önce de kullandı. Fas, sınır kontrolünü gevşeterek İspanya üzerinde baskı kurmayı hedefliyor olabilir; ancak bu durum, göçmenlerin yaşamını hiçe sayan bir pazarlık aracı olarak eleştiriliyor.
Ceuta'da AFAD'ın (Acil Durum ve Afet Yönetimi Başkanlığı) tahminlerine göre, göçmenlerin yaklaşık 40 bini Fas'a geri döndü. Ancak kalan göçmenler, kötü hijyen koşulları ve yetersiz barınma nedeniyle zorlu şartlarla karşı karşıya. İnsan hakları örgütleri, göçmenlerin sınır dışı edilmesinin hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Özellikle Fas'ın göçmenleri çöle terk ettiği yönündeki iddialar, insani krizi daha da derinleştiriyor. İspanya, AB'den destek isterken, AB Komisyonu İspanya'ya dayanışma mesajı gönderdi ve göç yönetiminde işbirliğinin önemini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Ceuta'daki kriz, göçün sadece bir ülkenin iç sorunu olmadığını, bölgesel gerilimlerin gölgesinde küresel bir mesele haline geldiğini bir kez daha gösterdi. Fas'ın Batı Sahra konusundaki iddiaları, İspanya ile arasındaki en büyük anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor. İspanya'nın, Cezayir destekli Polisario Cephesi'nin lideri Gali'ye COVID-19 tedavisi için topraklarında izin vermesi, Rabat'ı kızdırdı. Fas, bu olayı 'düşmanca bir eylem' olarak nitelendirdi ve göç akışını serbest bırakarak misilleme yaptığı düşünülüyor. Öte yandan, bu kriz, AB'nin dış sınırlarının güvenliği konusundaki hassasiyetini de ortaya koydu. Üye ülkeler, göç yükünü paylaşma konusunda hâlâ ortak bir çözüm bulamamışken, AB sınır ülkelerinin tek başına mücadele etmek zorunda kalması eleştiriliyor. İspanya, AB'nin göç politikasını reforme etme çağrısını yinelerken, benzer bir durumun gelecekte başka yerlerde de yaşanabileceğine dikkat çekiyor. Ayrıca, göçmenlerin çoğunun Sahra Altı Afrika'dan gelmesi, yoksulluk, çatışma ve iklim değişikliğinin göçü nasıl tetiklediğinin de bir hatırlatıcısı niteliğinde. Bu tür krizlerin önlenmesi için sadece güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığı, kök nedenlerle mücadelenin şart olduğu vurgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta'daki gelişmeler, Türkiye açısından doğrudan bir sonuç doğurmasa da, göçü bir dış politika aracı olarak kullanma ve sınır güvenliği konularında önemli dersler içeriyor. Türkiye, 2016 AB-Türkiye mutabakatı ile benzer bir mekanizmayı deneyimlemiş, göçmen akınını kontrol etme yetkisini diplomatik pazarlıkta kullanmıştı. Fas'ın bu hamlesi, akıllara Türkiye'nin 2020'de Yunanistan sınırında göçmenleri geçirme kararını getirdi. Her iki durumda da uluslararası hukuk ve insan hakları ihlalleri tartışılıyor. Türkiye, kendi sınırlarını korurken, göçmenleri insani şartlarda ağırlama konusunda hassasiyet göstermesi gerektiğini bir kez daha görüyor. Ayrıca, bu kriz, AB'nin göç konusundaki kırılganlığını ortaya koyarken, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göçün stratejik önemi devam ediyor.