Fransa'nın kuzeyindeki Calais kentinde bulunan ve "Jungle" (Orman) olarak bilinen göçmen kampının Fransız polisi tarafından yıkılmasının üzerinden 10 yıl geçti. Ekim 2026'da 10. yıl dönümüne girilen yıkımın ardından, binlerce göçmen hâlâ Manş Denizi'ni geçerek İngiltere'ye ulaşma hayalini sürdürüyor. Kampın kaldırılmasına rağmen bölgede gayri resmi yerleşimler ve geçiş girişimleri devam ediyor; göçmenler için İngiltere'ye ulaşma umudu ise tükenmiş değil.
Jungle Kampı: Yıkım ve Sonrası
Calais'deki "Jungle" kampı, 2016 yılına kadar binlerce göçmene ev sahipliği yapmıştı. Çoğunlukla Eritre, Sudan, Afganistan ve Irak'tan gelen göçmenler, burada çadırlar ve barakalarda yaşayarak Manş Denizi'ni geçmek için fırsat kolluyordu. Fransız yetkililer, kampın güvenlik ve insani koşullar açısından sürdürülemez olduğunu belirterek Ekim 2016'da kampı boşalttı. Yıkım sırasında 6 binden fazla kişi bölgeden tahliye edildi; bazıları Fransa'nın farklı şehirlerindeki kabul merkezlerine yerleştirildi, ancak önemli bir kısmı yeniden Calais'e döndü.
Kampın yıkılmasının ardından bölgede göçmen sayısı azalsa da, Calais ve çevresinde küçük gruplar halinde yaşamaya devam eden göçmenler bulunuyor. Fransız polisi düzenli olarak bu gayri resmi yerleşimleri dağıtıyor ve göçmenleri bölgeden uzaklaştırıyor. Ancak göçmenler, İngiltere'ye ulaşma umudunu yitirmeden farklı yollarla Manş'ı geçmeye çalışıyor. Son yıllarda küçük teknelerle yapılan geçişlerde büyük artış yaşandı; 2025 yılında Manş'ı geçen göçmen sayısı 50 bini aştı.
İngiltere'ye Ulaşma Çabası ve Bölgesel Boyut
Calais, göçmenler için sembolik bir kapı olmayı sürdürüyor. İngiltere'nin göçmen politikaları ve sığınma sistemi, göçmenler için hâlâ çekici bir hedef olarak görülüyor. İngiliz hükümeti, Ruanda planı gibi tartışmalı uygulamalarla göçmenleri caydırmaya çalışsa da, Manş geçişleri devam ediyor. Fransa ve İngiltere arasında sınır güvenliği konusunda işbirliği olsa da, göçmenler için kesin bir çözüm bulunmuş değil.
Öte yandan, Avrupa Birliği genelinde göç politikaları sertleşiyor. Sınır kontrollerinin artırılması, geri itme uygulamaları ve sığınma başvurularının sınırlandırılması gibi adımlar, göçmenlerin daha tehlikeli yolları seçmesine neden oluyor. Calais'deki durum, AB'nin göç yönetimindeki yetersizliklerin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
İnsan hakları örgütleri, Calais'deki göçmenlerin kötü yaşam koşullarına ve polis şiddetine maruz kaldığına dikkat çekiyor. Bölgede gönüllü kuruluşlar, göçmenlere gıda, barınma ve hukuki destek sağlamaya çalışıyor. Ancak resmi kampların kapatılması, göçmenleri daha da savunmasız hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Calais'deki göçmen krizi, Türkiye'yi dolaylı da olsa ilgilendiriyor. Türkiye, Suriye ve Afganistan başta olmak üzere milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor ve Avrupa'ya göçün önemli bir transit ülkesi konumunda. Avrupa'nın göç politikalarını sertleştirmesi, Türkiye üzerinden geçiş güzergâhlarını daha da baskı altına alabilir. Ayrıca, AB'nin göç yönetiminde Türkiye ile işbirliği arayışları, 2016'daki Göç Mutabakatı'nın güncellenmesi tartışmalarını gündeme getirebilir. Türkiye, insani yardım ve sınır güvenliği dengesini korumaya çalışırken, Avrupa'nın tutumuyla uyumlu adımlar atmakta zorlanıyor. Bu durum, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göç konusunun belirleyici bir başlık olmaya devam edeceğini gösteriyor.