Biyoçeşitliliği korumak amacıyla ilaç şirketlerinden yılda 1 milyar dolar toplamak üzere kurulan Cali Fonu'na bugüne kadar yalnızca 7 bin dolar aktarıldı. Çevre örgütleri ve politika yapıcılar, büyük ilaç şirketlerini "doğadan bedavaya yararlanmakla" suçluyor. Fon, Ekim 2024'te Kolombiya'nın Cali kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Konferansı'nda (COP16) hayata geçirilmişti. İlaç ve kozmetik sektörünün doğal kaynaklardan elde ettiği genetik verilerden kâr sağladığı, ancak bu kârın çok küçük bir bölümünü geri vermeye yanaşmadığı belirtiliyor. Fonun neredeyse boş kalması, küresel biyoçeşitlilik hedeflerine ulaşılmasını tehlikeye atıyor.
Fonun Arka Planı ve İlaç Şirketlerinin Tutumu
Cali Fonu, Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi kapsamında, ilaç, biyoteknoloji ve kozmetik gibi sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin doğal genetik kaynaklardan elde ettikleri kazançların bir kısmını geri ödemesi ilkesine dayanıyor. Fonun yıllık 1 milyar dolar toplaması hedefleniyordu. Ancak şu ana kadar fona yalnızca 7 bin dolar katkı yapıldı. Bu durum, şirketlerin gönüllülük esasına dayalı sisteme ilgi göstermediğini ortaya koyuyor.
Biyoçeşitlilik uzmanları, ilaç şirketlerinin doğal bileşiklerden elde ettiği kârın milyarlarca doları bulduğunu vurguluyor. Özellikle tropikal ormanlardan ve denizlerden toplanan genetik veriler, yeni ilaçların geliştirilmesinde kritik rol oynuyor. Ancak şirketler, bu kaynakları kullanırken yerel topluluklara veya koruma projelerine yeterli katkıyı sağlamamakla eleştiriliyor. Çevre örgütleri, mevcut sistemin "gönüllülük" ilkesine bırakılmasının etkisiz olduğunu, bağlayıcı düzenlemelerin şart olduğunu savunuyor.
COP16'da alınan kararlar, biyoçeşitlilik kaynaklarından yararlanan şirketlerin kârlarının en az yüzde 1'ini fona aktarmasını teşvik ediyordu. Ancak bu tavsiye kararı bağlayıcı değil. Şirketlerin büyük çoğunluğu, fonun nasıl işleyeceğine dair belirsizlikleri gerekçe göstererek katkı yapmaktan kaçınıyor. Bazı şirketler ise doğrudan kendi koruma projelerini finanse etmeyi tercih ediyor.
Küresel Boyut: Biyoçeşitlilik Krizi ve Finansman Açığı
Dünya, biyoçeşitlilik kaybı açısından kritik bir dönemden geçiyor. Bilim insanları, türlerin yok olma hızının doğal seviyenin 100 ila 1000 kat üzerinde olduğunu belirtiyor. Biyoçeşitliliğin korunması için yılda 700 milyar dolara ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Mevcut finansman ise bunun çok altında. Cali Fonu gibi mekanizmalar, özel sektörü sürece dahil etmeyi amaçlıyor ancak şirketlerin isteksizliği, bu çabaları boşa çıkarıyor.
Biyoçeşitlilik kaybı, gıda güvenliği, iklim değişikliğiyle mücadele ve halk sağlığı üzerinde doğrudan etkili. İlaç şirketlerinin doğal kaynaklara bağımlılığı, aynı zamanda bu kaynakların sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor. Uzmanlar, şirketlerin uzun vadeli çıkarları için biyoçeşitliliği korumaları gerektiğini, aksi halde gelecekte yeni ilaç geliştirmek için gerekli genetik çeşitliliğin azalacağını vurguluyor.
Uluslararası toplum, 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybını durdurma ve geri çevirme hedefi belirlemişti. Ancak finansman eksikliği, bu hedefe ulaşılmasını zorlaştırıyor. Cali Fonu'nun boş kalması, gönüllülük esasına dayalı mekanizmaların yetersizliğini gösteriyor. Bazı ülkeler, biyoçeşitlilik verilerinin kullanımı için bağlayıcı uluslararası kurallar getirilmesi çağrısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoçeşitlilik açısından zengin bir ülke olup, özellikle ilaç ve kozmetik sektörlerinde doğal kaynaklardan yararlanma potansiyeli yüksek. Cali Fonu'nun etkisizliği, Türkiye'nin biyoçeşitlilik finansmanı konusundaki politikalarını da etkileyebilir. Türkiye, BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi'ne taraf olarak bu süreçlerde yer alıyor. Fonun işlevsiz kalması, gelişmekte olan ülkelerin biyoçeşitlilik koruma çabaları için özel sektörden kaynak sağlama beklentilerini azaltabilir. Ayrıca, Türk ilaç şirketlerinin doğal kaynaklara dayalı Ar-Ge faaliyetlerinde etik ve sürdürülebilirlik ilkelerine uyumu, uluslararası pazarlarda itibar açısından önem taşıyor. Küresel biyoçeşitlilik finansmanındaki tıkanıklık, Türkiye'nin çevre diplomasisinde daha aktif rol almasını gerektirebilir.