İngiltere’nin bir sonraki başbakanı olmasına kesin gözüyle bakılan İşçi Partisi lideri Andy Burnham, Westminster sisteminin “çökmüş” olduğunu belirterek, ülke genelinde yetki ve kaynak devrini hızlandıracak bir vizyon açıkladı. Burnham, “10 Numara Kuzey” adını verdiği bir yapılanmayla, merkezi hükümetin gücünü Londra’nın dışına taşımayı ve bölgesel eşitsizlikleri gidermeyi hedefliyor. Manchester’da düzenlenen bir konferansta konuşan Burnham, mevcut siyasal sistemin “kırık” olduğunu ve halkın güvenini kaybettiğini ifade etti. Plana göre başbakanlık ofisinin bir kısmı Kuzey İngiltere’ye taşınacak ve bakanlar düzenli olarak bölgeleri ziyaret edecek. Bu adım, Birleşik Krallık’ın merkezileşmiş yapısını kökten değiştirecek bir dönüşümün ilk işareti olarak yorumlandı.
‘Kırık Westminster Sistemi’ ve Yetki Devri Vizyonu
Burnham, 29 Haziran 2026’da yaptığı konuşmada, “Bu ülkede yaşayan herkes, Londra’dan yönetilmekten bıktı. Kuzey, Midlands ve diğer bölgeler ekonomiye katkılarının karşılığını alamıyor. Biz, ‘yeniden yapılandırılmış Britanya’nın sinir merkezi’ olacak bir model sunuyoruz” dedi. Konuşmasında, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’ya olan devirle yetinmeyip İngiltere içinde de güçlü belediye başkanlıkları ve bölgesel meclisler oluşturmaktan söz etti. Burnham, 2017’den beri Büyük Manchester Belediye Başkanı olarak görev yaparken, bölgesel yönetim deneyimini ulusal düzeye taşıma sözü verdi. Plana göre, yatırım kararları ve kamu hizmetlerinin planlaması büyük ölçüde yerel yönetimlere bırakılacak; merkezi hükümet ise stratejik çerçeve ve fon sağlayacak. Uzmanlar, bu modelin İngiltere’nin birleşik krallık yapısını dönüştürebileceğini belirtiyor.
Burnham’ın önerisi, özellikle muhafazakar çevrelerden “İngiltere’yi parçalama” suçlamalarını beraberinde getirdi. Ancak Burnham, yetki devrinin birliği güçlendireceğini savunarak, “Birlik, aynılaştırarak değil, farklılıklara saygı duyarak güçlenir” yanıtını verdi. İşçi Partisi içinde de geniş destek bulan vizyon, partinin 2024 seçimlerinden bu yana merkeziyetçilikten uzaklaşma eğilimini pekiştiriyor. Kamuoyu yoklamaları, katılımcıların yüzde 68’inin merkezi hükümetin güçlerinin bir kısmını bölgelere devretmesini desteklediğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Burnham’ın bu hamlesi, yalnızca İngiltere içinde değil, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı. Birçok ülke, Frankfurt, Münih, Lyon gibi şehirleri ekonomik merkez haline getirirken, İngiltere’nin Londra merkezli büyüme modeli uzun süredir eleştiriliyordu. Avrupa Birliği’nden ayrılık sonrası, Birleşik Krallık’ın kendini yeniden konumlandırma çabasının bir parçası olarak görülen bu adım, diğer büyük ülkelerdeki bölgesel eşitsizlik tartışmalarına da ilham verebilir. Özellikle Fransa, İtalya ve İspanya gibi merkeziyetçi yapıya sahip ülkelerde benzer reform talepleri gündemde. Uzmanlar, Burnham’ın planının başarılı olması halinde, küresel ölçekte bir yerelleşme dalgasını tetikleyebileceğini belirtiyor. Bununla birlikte, planın uygulanabilirliği ve maliyetine ilişkin soru işaretleri de bulunuyor; kaynakların adil dağılımı ve hesap verebilirliğin sağlanması en büyük zorluklar arasında.
ABD, Kanada ve Avustralya gibi federal yapılı ülkeler de bu süreci yakından izliyor. Zira İngiltere’nin üniter yapısına rağmen attığı bu adım, diğer üniter devletler için bir model olabilir. Ekonomik kalkınma, altyapı yatırımları ve göç politikaları gibi alanlarda bölgesel farklılıklar azaltılmaya çalışılırken, siyasi istikrar da ön planda tutuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, merkeziyetçi yapısı ve bölgesel kalkınma politikalarıyla bu gelişmeden dolaylı olarak etkilenebilir. Birleşik Krallık’ın yetki devri ve yerelleşme deneyimi, özellikle Türkiye’deki büyükşehir belediyelerinin yetkilerinin artırılması tartışmalarına bir referans olabilir. Doğrudan bir etkisi olmasa da, küresel eğilimler ve merkezi hükümetlerin esneklik arayışı, Türkiye’deki yerel yönetim reformlarına yön verebilir. Ayrıca, Londra merkezli sermaye akışının bölgelere kayması, Türk yatırımcılar için yeni fırsat alanları yaratabilir; özellikle Kuzey İngiltere’deki altyapı ve enerji projelerine katılım mümkün görünüyor. Güvenlik boyutu ise, bölgesel eşitsizliklerin azalmasının toplumsal istikrara katkı sağlayabileceği yönünde.