İngiltere Başbakanı Andy Burnham, toplu taşımada yüksek sesle müzik dinleyen veya telefonla konuşan yolculara karşı bir kampanya başlattı. Bu hamle, özellikle yoğun saatlerde seyahat edenlerin uzun süredir dile getirdiği bir rahatsızlığa dokunuyor. Ancak kampanyanın somut bir yaptırımı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor. Hükümet kaynakları, öncelikle farkındalık yaratmayı hedeflediklerini belirtiyor. Muhalefet ise asıl sorunun altyapı yetersizliği olduğunu savunuyor.
Kampanyanın arka planı ve toplumsal tepkiler
Birleşik Krallık'ta toplu taşıma araçlarında gürültü kirliliği, özellikle pandemi sonrası dönemde artan bir şikayet konusu haline geldi. Demiryolu şirketleri ve belediyeler, yolculardan gelen şikayetlerin sayısında ciddi bir artış olduğunu rapor ediyor. Başbakan Burnham, bu sorunu siyasi gündeme taşıyarak hem seçmen nezdinde duyarlılık oluşturmayı hem de toplumsal davranış değişikliği yaratmayı amaçlıyor. Ancak uzmanlar, yasal düzenleme olmadan bu tür kampanyaların etkisinin sınırlı kalacağı görüşünde. Öte yandan, bazı sivil toplum kuruluşları, meselenin bireysel davranışlardan çok, toplu taşıma araçlarının tasarımı ve kalabalık yönetimiyle ilgili olduğunu vurguluyor.
Hükümetin açıklamasına göre, kampanya kapsamında istasyonlarda ve araç içlerinde afişler asılacak, sosyal medya üzerinden bilinçlendirme videoları yayınlanacak. Ayrıca, bazı pilot bölgelerde “sessiz vagon” uygulaması genişletilecek. Ancak bu uygulamaların ne kadar sürede hayata geçirileceği ve bütçesi konusunda net bir bilgi verilmedi. Muhalefet partileri, hükümetin gerçek sorunlardan kaçmak için sembolik adımlar attığını öne sürüyor. İşçi Partisi sözcüsü, “İnsanların gürültüden şikayet etmesi doğal, ancak asıl mesele trenlerin kalabalıklığı ve seferlerin yetersizliği” dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, yalnızca Birleşik Krallık'la sınırlı değil. Avrupa'nın birçok ülkesinde toplu taşımada gürültü kirliliğiyle ilgili benzer tartışmalar yaşanıyor. Örneğin, Almanya'da bazı eyaletlerde “sessiz vagon” uygulaması uzun süredir mevcut. Fransa'da ise 2022'de yürürlüğe giren bir yasa, toplu taşıma araçlarında yüksek sesle müzik dinlemeyi yasakladı ve para cezası getirdi. İngiltere'deki kampanya, bu tür düzenlemelerin olmadığı bir ortamda başlatılması nedeniyle dikkat çekiyor. Uzmanlar, İngiltere'nin bu konuda Avrupa'dan geri kaldığını ve yasal boşluğun bulunduğunu belirtiyor. Ayrıca, küresel salgın sonrası toplu taşıma kullanım alışkanlıklarındaki değişim, bu tür sorunları daha görünür hale getirdi. Birçok ülkede belediyeler, yolcu davranışlarını yönetmek için yeni stratejiler geliştirmeye çalışıyor.
Başbakan Burnham'ın kampanyası, aynı zamanda siyasi bir mesaj içeriyor: Hükümet, günlük hayatın küçük ama rahatsız edici sorunlarına duyarlı olduğunu göstermek istiyor. Ancak bu tür popülist adımların, daha büyük altyapı yatırımları ve COVID-19 sonrası toparlanma gibi konuları gölgelemesinden endişe ediliyor. Kamuoyu araştırmaları, seçmenlerin büyük çoğunluğunun gürültü kirliliğinden şikayetçi olduğunu, ancak hükümetin önceliklerinin farklı olması gerektiğini düşündüğünü gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'de toplu taşımada gürültü kirliliğine karşı başlatılan kampanya, Türkiye için de benzer bir tartışmayı gündeme getirebilir. İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde metrobüs ve metro hatlarında yüksek sesle müzik dinleme veya telefonla konuşma sıkça rastlanan bir durum. Türkiye'de henüz bu konuda özel bir yasal düzenleme bulunmuyor; ancak belediyeler zaman zaman sosyal medya üzerinden uyarılarda bulunuyor. İngiltere örneği, toplumsal farkındalık kampanyalarının etkili olabileceğini gösterse de, kalıcı çözüm için yasal düzenlemelerin ve denetimin şart olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin de toplu taşımada yolcu hakları ve konforu konusunda adımlar atması, özellikle büyükşehirlerde yaşam kalitesini artırabilir. Ayrıca, bu tür kampanyalar, toplumsal nezaket ve ortak yaşam kültürü açısından da önemli bir fırsat sunuyor.