Birleşik Krallık’ta Trades Union Congress’in (TUC) banka vergisinin yeniden tesis edilmesi ve oranının yükseltilmesi yönündeki çağrısına, Büyük Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham’ın kıdemli bir danışmanından net bir ret geldi. TUC’un yayımladığı raporda, pandemi öncesi dönemde uygulanan bankacılık ek vergisinin (bank surcharge) eski seviyesine çekilmesi halinde devlete ek olarak 9 milyar sterlin (yaklaşık 11,5 milyar dolar) gelir sağlanabileceği hesaplandı. Ancak Burnham’ın danışmanı, sendikanın bu önerisine, “Mevcut ekonomik konjonktürde böyle bir adım, yatırımları ve finansal istikrarı riske atabilir” sözleriyle karşı çıktı. Konuyla ilgili basına yansıyan tartışmalar, Birleşik Krallık’ta kamu harcamalarının finansmanı için yeni vergi kaynakları arayışının sürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Başta İşçi Partisi’ne yakınlığıyla bilinen sendikalar olmak üzere birçok kesim, özellikle büyük bankaların kriz sonrasında elde ettiği kârların daha yüksek oranda vergilendirilmesini talep ediyor.
Gelişmenin arka planı
Birleşik Krallık’ta banka kârlarına uygulanan ek vergi (bank surcharge), 2015 yılında dönemin Maliye Bakanı George Osborne tarafından getirilmişti. Söz konusu vergi, bankaların yıllık 25 milyon sterlin üzerindeki kârlarına yüzde 8 oranında ek bir yük getiriyordu. 2021 yılında ise dönemin Maliye Bakanı Rishi Sunak, koronavirüs pandemisinin etkilerini hafifletmek ve bankaların kredi verme kapasitesini artırmak amacıyla bu oranı yüzde 3’e indirdi. TUC’un son raporu, bu indirimin bankalara 2022-2027 döneminde toplamda 11 milyar sterlinlik bir vergi avantajı sağladığını öne sürüyor. Rapora göre, pandemi sonrası dönemde kayıtlara geçen rekor kârlar, bankaların bu vergi indiriminden orantısız biçimde faydalandığını gösteriyor. Öte yandan Burnham’ın danışmanının itirazı, yalnızca sendika çağrısına değil, aynı zamanda İşçi Partisi içinde büyüyen bir tartışmaya da işaret ediyor. Parti lideri Keir Starmer, seçimleri kazanması halinde bankacılık sektörüne yönelik vergi artışlarını gündeme alabileceklerinin sinyallerini vermişti. Ancak Burnham kanadı, özellikle Kuzey İngiltere’nin ekonomik canlanması için özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda, yüksek vergilerin bu yatırımları caydırabileceği endişesi öne çıkıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Britanya’daki bu tartışma, küresel ölçekte bankacılık kârlarının vergilendirilmesine dair daha geniş bir bağlama oturuyor. 2008 finans krizinin ardından birçok ülke, bankaların sistemik riskleri ve devlet garantilerinden elde ettikleri avantajları dengelemek amacıyla ek vergiler getirmişti. Ancak son yıllarda, özellikle ABD ve AB ülkelerinde, bu vergilerin rekabet gücünü azalttığı gerekçesiyle hafifletilmesi yönünde baskılar artıyor. Birleşik Krallık’ta banka vergisi tartışması, hükümetin bütçe açığını kapatma çabalarıyla da yakından ilişkili. Hazine, 2024-2025 mali yılında kamu borçlanmasının 175 milyar sterlin civarında olmasını bekliyor. Bu tablo karşısında TUC’un 9 milyar sterlinlik ek gelir önerisi cazip görünse de, Burnham ekibinin itirazı, söz konusu verginin uzun vadede büyüme üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık’taki banka vergisi tartışması, Türkiye için doğrudan bir bağ taşımasa da küresel vergi politikaları ve finansal istikrar açısından önemli ipuçları barındırıyor. Türkiye’de de benzer şekilde bankacılık sektörü kârları, kamu maliyesine katkı potansiyeli taşıyor. Ancak yüksek vergilerin yatırım ve kredi kanallarını daraltarak büyümeyi yavaşlatabileceği endişesi, Türk yetkililerin de dikkate alması gereken bir denge unsuru. Ayrıca, Birleşik Krallık’ta İşçi Partisi içindeki bu görüş ayrılığı, Türkiye’de benzer ekonomik politika tartışmalarında sıkça karşılaşılan “vergi artışları vs. yatırım teşvikleri” ikilemini hatırlatıyor. Küresel finans merkezleri arasındaki rekabetin kızıştığı bir dönemde, Türkiye’nin İngiltere’nin vergi politikalarındaki gelişmeleri izlemesi, kendi ekonomi yönetimi için stratejik bir referans oluşturabilir.