İngiltere Başbakanı Burnham, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile gerçekleştireceği görüşmede, Birleşik Krallık'ın AB'nin 'Made in Europe' politikasına katılımını gündeme getirecek. Görüşmenin ana maddesi, İngiliz şirketlerinin Avrupa'nın yeşil ve dijital dönüşüm fonlarından ve ortak sanayi projelerinden faydalanmasının önünü açmak.
Görüşmenin arka planı ve 'Made in Europe' politikası
'Made in Europe' politikası, Avrupa Birliği'nin 2020'lerin başından itibaren sanayi stratejisinin merkezine yerleştirdiği bir girişim. Amaç, kritik teknolojilerde, yeşil enerjide, yarı iletkenlerde ve ilaç sanayinde Avrupa'nın dışa bağımlılığını azaltmak, üretimi kıta içinde tutmak ve küresel rekabette ABD ile Çin'e karşı konumunu güçlendirmek. Bu kapsamda AB, yeşil mutabakat sanayi planı, kritik hammaddeler yasası ve net-sıfır sanayi yasası gibi düzenlemelerle yerli üretimi teşvik ediyor. Ancak bu politikalar, AB üyesi olmayan ancak Avrupa Ekonomik Alanı'nda yer alan ülkeler ve Birleşik Krallık gibi yakın komşular için çeşitli zorluklar barındırıyor.
İngiltere'nin Brexit sonrası AB ile ticari ilişkileri, Ticaret ve İşbirliği Anlaşması çerçevesinde yürütülüyor. Bu anlaşma, mal ticaretinde gümrüksüz erişim sağlasa da hizmetler, kamu ihaleleri ve ortak sanayi politikalarına katılım konusunda önemli kısıtlamalar getiriyor. İngiliz hükümeti, özellikle otomotiv, havacılık ve ilaç sektörlerinde AB'nin yeni düzenlemelerine uyum sağlamakta zorlanıyor. 'Made in Europe' kapsamındaki sübvansiyonlar ve vergi teşvikleri, yalnızca AB'de yerleşik üreticilere açık. Bu durum, İngiliz firmalarının Avrupa pazarında rekabet gücünü zayıflatıyor.
Başbakan Burnham'ın görüşmedeki temel talebi, Birleşik Krallık'ın bu politikalara 'üçüncü ülke' olarak değil, 'yakın ortak' statüsüyle dahil edilmesi. İngiliz tarafı, özellikle Kuzey Denizi'ndeki rüzgar enerjisi projeleri, nükleer enerji ve elektrikli araç batarya üretiminde işbirliğinin karşılıklı fayda sağlayacağını savunuyor. Ayrıca İngiltere, AB'nin karbon sınır düzenleme mekanizmasına (CBAM) uyumlu bir karbon fiyatlandırma sistemine sahip olduğunu hatırlatarak, yeşil dönüşümde ortak hareket etme çağrısı yapacak.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu görüşme, Brexit sonrası İngiltere-AB ilişkilerinde yeni bir sayfa açma çabası olarak değerlendiriliyor. İngiltere, son dönemde AB ile savunma, dış politika ve göç konularında işbirliğini artırmış olsa da ekonomik entegrasyon hala sorunlu. 'Made in Europe' politikasına katılım, Londra'nın Brüksel ile ticari ilişkilerini yeniden dengelemesi için kritik bir adım. Öte yandan AB içinde bazı üyeler, İngiltere'ye tanınacak ayrıcalıkların Birlik'in bütünlüğüne zarar verebileceği endişesini taşıyor. Fransa ve Almanya gibi lokomotif ülkeler, özellikle otomotiv sektöründe İngiliz rekabetinden çekiniyor.
Küresel ölçekte ise ABD'nin Enflasyon Azaltma Yasası (IRA) ve Çin'in Kuşak-Yol projesi, Batılı ekonomileri kendi sanayi politikalarını gözden geçirmeye itiyor. İngiltere'nin AB ile yakınlaşması, transatlantik ittifak içinde ekonomik koordinasyonu güçlendirebilir. Ancak bu süreç, aynı zamanda küresel ticaretin bloklaşması riskini de beraberinde getiriyor. Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olabilecek sübvansiyon yarışı, gelişmekte olan ülkeler için dezavantaj yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile Gümrük Birliği'ne sahip ancak 'Made in Europe' gibi yeni nesil sanayi politikalarının dışında kalıyor. İngiltere'nin AB ile özel bir katılım modeli elde etmesi, Türkiye için iki açıdan önemli: Birincisi, benzer bir statünün Türkiye'ye de tanınması yönünde bir emsal oluşturabilir. İkincisi, İngiltere ile AB arasındaki yakınlaşma, Türkiye'nin her iki tarafla olan ticaretini ve yatırım ilişkilerini etkileyebilir. Ankara, özellikle yeşil enerji ve otomotiv sektöründe Avrupa değer zincirine entegre olmak istiyor. Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde yeni bir ivme yaratabilir.