Birleşik Krallık'ın gıda ve içecek ticaret açığı, Brexit sonrası ticaret engelleri ve ABD Başkanı Donald Trump'ın uygulamaya koyduğu tarifelerin etkisiyle 2026 yılının ilk yarısında 21 milyar sterline ulaştı. Sektörün ihracat hacmi aynı dönemde %11,7 azalarak kayıtlardaki üçüncü en düşük seviyesine indi. Gıda ve İçecek Federasyonu (FDF) tarafından açıklanan veriler, İngiliz üreticilerinin hem Avrupa Birliği pazarında hem de ABD'de artan ticari baskılarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Ticaret açığının arkasındaki faktörler
FDF'nin raporuna göre, 2026'nın ilk altı ayında gıda ve içecek ihracatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla %11,7 oranında geriledi. Bu düşüş, sektörün son yıllardaki en sert daralmalarından biri olarak kayıtlara geçti. İhracat hacmi, 2020'deki pandemi döneminden bu yana en düşük üçüncü seviyesinde. Aynı dönemde ithalat ise görece istikrarlı seyrederek ticaret açığının 21 milyar sterline ulaşmasına neden oldu. Açığın büyümesinde, AB'ye yapılan satışlardaki düşüşün yanı sıra ABD pazarında yaşanan daralma da etkili oldu.
Brexit sonrası dönemde AB ile ticarette gümrük işlemleri, veterinerlik sertifikaları ve uygunluk beyanları gibi ek maliyetler İngiliz üreticilerin rekabet gücünü zayıflattı. Özellikle taze gıda ürünlerinde sınırda yaşanan gecikmeler, bozulabilir ürünlerin ihracatını önemli ölçüde kısıtladı. Kıta Avrupası'na yapılan sevkiyatlarda yaşanan bürokratik yük, küçük ve orta ölçekli işletmelerin AB pazarından çekilmesine yol açtı.
Öte yandan Trump yönetiminin 2025 sonunda yürürlüğe koyduğu ek tarifeler, Birleşik Krallık'tan ABD'ye yapılan gıda ihracatını doğrudan vurdu. Amerikan pazarı, İngiliz viskisi, çikolata ve özel gıda ürünleri için önemli bir pazar konumundaydı. Yeni tarifeler, bu ürünlerin fiyatlarını artırarak talebi düşürdü. Sektör temsilcileri, tarifelerin uzun süreli olması halinde ABD'ye yapılan ihracatın daha da azalacağı uyarısında bulunuyor.
Küresel ticaret savaşlarının yansıması
Birleşik Krallık'ın yaşadığı bu daralma, küresel ticarette artan korumacılık dalgasının bir parçası olarak görülüyor. ABD'nin Çin'e ve Avrupa'ya yönelik tarifeleri, tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmaya neden olurken, Birleşik Krallık gibi orta ölçekli ekonomiler bu süreçten olumsuz etkileniyor. Dünya Ticaret Örgütü'nün son raporları, 2026'da küresel mal ticaretinin %2,5 civarında büyüyeceğini öngörüyor; ancak bu oran son on yılın ortalamasının altında.
İngiliz hükümeti, AB ile ticaret ilişkilerini yumuşatmak için yeni bir anlaşma arayışında. Ancak Brüksel'in tek pazar kurallarına taviz vermeye sıcak bakmaması, müzakereleri zorlaştırıyor. Ayrıca ABD ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri de tarifeler nedeniyle askıya alınmış durumda. İş dünyası, hükümetten acil destek ve yeni pazar arayışları için somut adımlar bekliyor.
FDF, ihracatçıların karşılaştığı sorunların başında gümrük prosedürleri, etiketleme kuralları ve karşılıklı tanınma eksikliğinin geldiğini belirtiyor. Sektör, özellikle KOBİ'lerin bu yükü taşıyamadığını ve pazardan çekildiğini vurguluyor. İngiliz gıda ve içecek sektörü, ülke ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturuyor ve yaklaşık 400 bin kişiye istihdam sağlıyor. İhracattaki düşüş, bu istihdamı da tehdit ediyor.
Uzmanlar, ticaret açığının kapanması için Birleşik Krallık'ın hem AB hem de ABD ile ilişkilerini yeniden dengelemesi gerektiğini söylüyor. Ancak mevcut siyasi konjonktürde bunun kısa vadede mümkün görünmediği belirtiliyor. Önümüzdeki aylarda açıklanacak veriler, sektörün geleceği açısından belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'ın gıda ticaret açığındaki büyüme, Türkiye'nin tarım ve gıda ihracatı için fırsatlar barındırıyor. İngiltere, Brexit sonrası AB dışı ticaret ortaklarına yönelirken Türkiye ile ticaretini geliştirme potansiyeline sahip. Ancak Türk ürünlerinin de İngiliz pazarında benzer tarife ve sertifika engelleriyle karşılaşma riski var. Ayrıca AB ile Gümrük Birliği'ni güncelleme sürecinde olan Türkiye, İngiltere'nin yaşadığı sıkıntıları yakından izlemeli. Küresel ticaret savaşlarının derinleşmesi, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler için hem risk hem de yeni pazar imkanları anlamına geliyor.