Avrupa Birliği (AB), Brexit'in yaralarını sarmaya çalışırken eski bir dost kapıyı çalıyor. İngiltere'de artan siyasi istikrarsızlık ve ekonomik durgunluk, adanın AB'ye yeniden katılma ihtimalini gündeme getirdi. Bu durum, Brüksel'de hem fırsat hem de kriz olarak görülüyor. Zira İngiltere'nin dönüşü, AB'nin kurumsal yapısını, bütçesini ve karar alma mekanizmalarını kökünden değiştirebilir. Peki bu senaryo ne kadar gerçekçi? Ve Türkiye gibi aday ülkeleri nasıl etkiler?
Brexit sonrası pişmanlık ve yeniden katılım tartışmaları
2016 referandumunda yüzde 51,9 ile ayrılık kararı alan Birleşik Krallık, 31 Ocak 2020'de resmen AB'den ayrıldı. Ancak geçen dört yıl içinde ülke, hem ekonomik hem de siyasi olarak zor bir süreçten geçiyor. Pandemi, enerji krizi ve Ukrayna savaşının etkisiyle derinleşen resesyon, Brexit'in maliyetini sorgulatıyor. Son anketler, İngiliz halkının yaklaşık yüzde 55'inin AB'ye yeniden katılmayı desteklediğini gösteriyor. Ancak siyasi tablo bu kadar net değil. İşçi Partisi lideri Keir Starmer, yeniden katılım konusunda temkinli bir duruş sergilerken, Muhafazakar Parti kanadında bu fikre sıcak bakan pek kimse yok.
Öte yandan AB içinde de görüşler bölünmüş durumda. Fransa ve Almanya gibi kurucu üyeler, İngiltere'nin dönüşünü, kendilerine yeni bir ortak kazandırmaktan çok, mevcut dengeleri sarsacak bir risk olarak görüyor. Londra'nın yeniden katılım için talep edebileceği özel statü veya muafiyetler, birliğin bütünlüğünü tehdit edebilir. Ayrıca Brexit sürecinde İngiltere'nin takındığı tavır, birçok AB başkentinde hâlâ unutulmuş değil. Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, "Kapı açık ama kilitli değil" ifadesiyle durumu özetliyor.
Ekonomik ve jeopolitik boyut
İngiltere'nin AB'ye dönüşü, sadece siyasi bir mesele değil, aynı zamanda ciddi ekonomik ve jeopolitik sonuçlar doğurabilir. Ekonomik olarak bakıldığında, İngiltere AB'nin en büyük ikinci ekonomisi konumundaydı; dönüşü, birliğin GSYH'sine önemli katkı sağlar. Ancak Londra'nın Finans merkezi olarak konumu, Brexit sonrası Frankfurt ve Paris'e kaptırdığı payı geri kazanmasını gerektirecek. Ayrıca İngiltere, AB bütçesine net katkı sağlayan ülkelerden biriydi; yeniden katılımda bu durumun nasıl şekilleneceği merak konusu.
Jeopolitik açıdan ise İngiltere, AB'nin savunma ve dış politika alanında önemli bir güç olarak geri dönebilir. Özellikle Rusya tehdidi karşısında, İngiltere'nin askeri kapasitesi AB için değerli. Ancak Londra'nın Washington'a olan yakınlığı, AB'nin stratejik özerklik hedefiyle çelişebilir. Brexit sonrası imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması (TCA) ise hâlâ yürürlükte; yeniden katılım halinde bu anlaşmanın akıbeti belirsiz.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin AB'ye yeniden katılımı, Türkiye-AB ilişkileri üzerinde dolaylı da olsa etkili olabilir. Öncelikle, İngiltere'nin dönüşü AB'nin genişleme politikasını yeniden şekillendirebilir; bu durumda Türkiye gibi aday ülkelerin üyelik süreci daha da karmaşık hale gelebilir. Ayrıca İngiltere, Türkiye ile tarihsel olarak güçlü ticari bağlara sahip; Ankara, Londra'nın AB içinde olmasını, serbest ticaret anlaşmaları ve vize kolaylığı açısından avantajlı görebilir. Ancak Brexit sonrası Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nın akıbeti de belirsizleşebilir. Küresel ölçekte ise İngiltere'nin AB'ye dönüşü, Batı ittifakında dengeleri değiştirebilir; bu durum, Türkiye'nin NATO ve AB arasındaki konumlanmasını dolaylı olarak etkileyebilir. Genel olarak, bu gelişme Türkiye için kısa vadede doğrudan bir sonuç doğurmasa da, uzun vadede AB'nin genişleme politikası ve ticaret dinamikleri açısından izlenmesi gereken bir süreçtir.