İngiltere, Brexit referandumunun yapıldığı 2016 yılının ardından hisse senedi piyasalarında ve yabancı yatırım akışlarında bir zirve yaşadı. Ancak o günden bu yana ülkenin ekonomik cazibesi giderek azaldı, borsa endeksleri durgunluktan kurtulamadı ve yatırımcılar için İngiltere, 'kayıp on yıl' olarak anılan bir döneme girdi. Uzmanlara göre, Brexit sonrası belirsizlikler ve ticaret anlaşmalarındaki sürtüşmeler, Londra'nın küresel finans merkezi olarak konumunu zayıflattı.
Gelişmenin arka planı
23 Haziran 2016'da yapılan Brexit referandumunda İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı, kısa vadede borsada sert dalgalanmalara yol açtı. FTSE 100 endeksi o yılın başlarında tarihi zirvelere ulaştı, ancak referandum sonrası yaşanan değer kaybıyla birlikte yabancı yatırımcıların güveni sarsıldı. Özellikle finans, otomotiv ve ilaç sektörleri, AB pazarına erişimin kısıtlanmasından olumsuz etkilendi.
İngiltere Merkez Bankası verilerine göre, Brexit sonrası dönemde ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı 2016'daki 200 milyar sterlin seviyesinden 2023 itibarıyla 120 milyar sterline geriledi. Aynı dönemde FTSE 100 endeksi, ABD'nin S&P 500 ve Avrupa'nın STOXX 600 endekslerine kıyasla belirgin bir şekilde zayıf performans gösterdi. Ekonomistler, bu durumun Brexit'in getirdiği ticaret engelleri ve düzenleyici uyum maliyetlerinin bir sonucu olduğunu belirtiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
İngiltere'nin ekonomik durgunluğu, yalnızca iç piyasalarla sınırlı kalmadı. AB ile yapılan ticaret anlaşmasının neden olduğu gümrük kontrolleri ve bürokratik engeller, tedarik zincirlerini bozdu ve özellikle gıda ile otomotiv sektörlerinde maliyet artışlarına yol açtı. Küresel ölçekte ise İngiltere'nin finans merkezi olarak çekiciliği azaldı: Amsterdam, New York ve Singapur, Brexit sonrası Londra'dan kayan işlem hacimlerinden pay aldı. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, İngiltere ekonomisi 2016-2023 döneminde G7 ülkeleri arasında en yavaş büyüyen ikinci ekonomi oldu.
Öte yandan, Brexit taraftarları uzun vadede İngiltere'nin AB düzenlemelerinden bağımsız hareket etme kabiliyetinin yeni ticaret anlaşmalarıyla telafi edilebileceğini savunuyor. Ancak şu ana kadar imzalanan anlaşmaların (örneğin Avustralya, Yeni Zelanda ile) ekonomik etkisi sınırlı kaldı. ABD ile kapsamlı bir ticaret anlaşması ise henüz müzakere edilmedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin Brexit sonrası yaşadığı ekonomik zorluklar, Türkiye'nin AB ile ilişkileri açısından önemli bir ders niteliği taşıyor. Türkiye, halihazırda AB ile Gümrük Birliği anlaşmasına sahip olmakla birlikte, Brexit benzeri bir ayrılık senaryosunun ekonomik maliyetleri olabileceğini görüyor. Ayrıca İngiltere'nin zayıflayan cazibesi, Türkiye için alternatif bir ticaret ortağı olarak öne çıkmasına yol açabilir; ancak Türkiye'nin kendi yapısal sorunları (yüksek enflasyon, düşük yabancı yatırım) bu fırsatı sınırlıyor. Küresel ölçekte ise Brexit'in yarattığı belirsizlik, ticaret savaşları ve korumacılık eğilimlerini besleyerek Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Ankara'nın hem AB hem de İngiltere ile dengeli bir ilişki sürdürmesi kritik önemde.