Birleşik Krallık, Brexit referandumunun 10. yıl dönümüne yaklaşırken ülke siyaseti köklü bir dönüşüm geçiriyor. İşçi Partisi lideri Keir Starmer'ın beklenmedik istifası, yerel yönetimlerden tanınan Andy Burnham'ın parti genel başkanlığına yükselmesinin önünü açtı. Bu gelişme, Britanya'nın Avrupa Birliği'nden ayrılışının yankılarının hâlâ siyaseti şekillendirdiği bir dönemde yaşanıyor. Öte yandan, uluslararası arenada ABD ile İran arasında yeniden başlayan barış görüşmeleri dikkat çekerken, tarafların müzakerelerin seyri konusunda taban tabana zıt açıklamalar yapması belirsizliği artırıyor.
Starmer'ın Gidişi, Burnham'ın Yükselişi
Keir Starmer, 2020'den bu yana liderliğini yürüttüğü İşçi Partisi'nden, parti içi muhalefetin artan baskısı ve Brexit sonrası ekonomik zorluklar karşısında yetersiz kalmakla suçlanmasının ardından istifa etti. Starmer'ın liderliği, partiyi 2024 genel seçimlerinde iktidara taşıyamamış, Muhafazakâr Parti'nin oy kaybına rağmen İşçi Partisi beklenen çıkışı yapamamıştı. Yerine geçen Andy Burnham, Greater Manchester Belediye Başkanı olarak tanınan ve merkez sol çizgisiyle bilinen bir isim. Burnham'ın liderliği, partinin Brexit sonrası kimlik arayışında yeni bir sayfa açması olarak yorumlanıyor.
Brexit'in 10. yılı, anlaşmanın ekonomik ve sosyal etkilerinin hâlâ tartışıldığı bir döneme denk geliyor. 2016 referandumunda yüzde 51,9 ile ayrılık kararı alan Birleşik Krallık, o günden bu yana ticaret anlaşmaları, göç politikaları ve Kuzey İrlanda protokolü gibi konularda karmaşık müzakereler yürüttü. Uzmanlar, Brexit'in özellikle hizmet sektörü ve küçük işletmeler üzerinde olumsuz etkiler yarattığını belirtirken, kamuoyundaki ayrılık yorgunluğu siyasi istikrarsızlığı körüklüyor.
ABD-İran Barış Görüşmelerinde Çelişkili Sinyaller
Uluslararası gündemin bir diğer önemli başlığı, ABD ile İran arasında yeniden başlatılan barış görüşmeleri. Umman'ın ara buluculuğunda yürütülen müzakereler, nükleer anlaşma konusundaki derin ayrılıkları su yüzüne çıkarıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, görüşmelerde 'somut ilerleme' kaydedildiğini duyururken, İran Dışişleri Bakanı 'henüz hiçbir anlaşma zemini oluşmadığını' söyleyerek temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Bu çelişkili açıklamalar, taraflar arasındaki güvensizliğin boyutunu gözler önüne seriyor.
Görüşmelerin yeniden başlaması, ABD'nin Ortadoğu'da yeni bir diplomatik açılım arayışının parçası olarak değerlendiriliyor. Ancak İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve bölgesel milis güçlerine verdiği destek, Batılı ülkelerin endişelerini canlı tutuyor. Öte yandan, İsrail'in İran'ın nükleer programına yönelik askeri müdahale olasılığı, müzakerelerin başarısızlığı durumunda tırmanma riski yaratıyor. Analistler, bu görüşmelerin yalnızca nükleer dosyayla sınırlı kalmayıp, İran'ın bölgesel rolü ve yaptırımların hafifletilmesi gibi konuları da kapsadığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit sonrası Birleşik Krallık'ın siyasi istikrarsızlığı, Türkiye-İngiltere ticari ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Ankara, Brexit sonrası imzalanan serbest ticaret anlaşmasını derinleştirmeyi hedeflerken, Londra'daki iç siyasi çalkantı bu süreci yavaşlatabilir. ABD-İran görüşmeleri ise Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar politikaları açısından kritik. Olası bir anlaşma, İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması gibi projeleri canlandırabilir. Ayrıca, İran'la Batı arasındaki yumuşama, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik kaygılarına dolaylı yönden etki edebilir.