Almanya'nın Bonn kentinde iki hafta süren gergin BM iklim müzakereleri, somut ilerleme kaydedilemeden sona erdi. Haziran 2026'daki toplantıda ülkeler, iklim değişikliğinin etkilerine uyum, emisyon azaltım hedefleri ve gelişmekte olan ülkelere sağlanacak finansman konularında derin görüş ayrılıkları yaşadı. Özellikle, 2025'te belirlenmesi planlanan yeni küresel iklim finansmanı hedefi (NCQG) ve karbon fiyatlandırmasının yaygınlaştırılması tartışmaları kilitlendi.
Müzakerelerin Arka Planı ve Kilit Konular
Bonn İklim Değişikliği Konferansı (SB 60), Kasım 2026'da gerçekleşecek olan COP31 öncesindeki son büyük hazırlık toplantısıydı. Taraflar, Paris Anlaşması'nın 6. maddesi kapsamında uluslararası karbon piyasalarının kurallarını netleştirmeye çalıştı ancak çifte sayım ve çevresel bütünlük konusunda anlaşmazlık sürdü. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere yıllık 100 milyar dolarlık taahhüdün ötesinde bir finansman paketi oluşturma baskısıyla karşı karşıya. AB, iklim nötrlüğü hedefi için sera gazı emisyonlarını 2040'a kadar %90 azaltmayı taahhüt ederken, Çin ve Hindistan gibi büyük emisyon kaynakları 'ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar' ilkesi gereği kendilerine esneklik tanınmasını istedi.
Özellikle fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması ve yenilenebilir enerji kapasitesinin 2030'a kadar üç katına çıkarılması hedefleri üzerinde şiddetli tartışmalar yaşandı. Petrol ihracatçısı ülkeler ve bazı yükselen ekonomiler, ekonomik büyümelerini engelleyeceği gerekçesiyle hızlı bir geçişe karşı çıktı. Birçok ada devleti ise yükselen deniz seviyelerinin acil tehdit oluşturduğuna dikkat çekerek daha iddialı ulusal katkı beyanları (NDC) talep etti.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Bonn'daki çıkmaz, iklim diplomasisinin jeopolitik gerilimlerden ne ölçüde etkilendiğini bir kez daha gösterdi. Rusya'nın Ukrayna savaşı sonrası enerji krizi, birçok Avrupa ülkesini kısa vadede fosil yakıtlara yönlendirirken, AB iklim hedeflerinde kararlı duruşunu korudu. Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri'nde başkanlık seçimleri öncesi iklim politikalarının belirsizliği, gelişmekte olan ülkelerin güvenini sarstı. Çin, karbon emisyonlarını 2030'dan önce zirveye ulaştırma ve 2060'ta karbon nötr olma hedefini yinelerken, Hindistan daha düşük kişi başı emisyonlarına vurgu yaparak gelişmiş ülkelerin tarihsel sorumluluğunu öne çıkardı.
Küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırılması hedefi giderek zorlaşırken, Bonn'daki sonuç bildirgesinde karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojilerinin rolü konusunda ilk kez bir uzlaşı sağlanması dikkat çekti. Ancak çevre örgütleri, CCS'nin fosil yakıt kullanımını meşrulaştıracağını savunarak kararı eleştirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem gelişmekte olan ülke statüsüyle iklim finansmanı talebinde bulunan hem de artan emisyonları nedeniyle uluslararası baskı altındaki bir konumda. Bonn'da alınan kararlar, Türkiye'nin yeşil dönüşüm için dış kaynağa erişimini zorlaştırabilir. AB'nin karbon vergisi (SKDM) uygulamaları, Türk ihracatçıları için maliyet artırıcı bir faktör olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Orta Doğu ve Hazar bölgesindeki enerji merkezi olma hedefi, Türkiye'nin fosil yakıt geçiş politikalarını etkileyebilir. Bonn çıkmazı, Türkiye'nin COP31'de daha aktif bir arabulucu rolü oynamasına ve karbon fiyatlandırması konusunda ulusal bir strateji belirlemesine acil ihtiyaç olduğunu gösteriyor.