İsrail, 22 Ekim'de yapılacak erken genel seçimlere kilitlenmiş durumda. Ancak analistlere göre, Gazze'de devam eden savaş ve soykırım suçlamalarına rağmen seçmenin tercihlerini belirleyecek asıl konular, gündelik yaşamın içinden çıkıyor. Uzmanlar, İsrail toplumunun güvenlik kaygıları, ekonomi ve liderlik krizi arasında bölünmüş bir tablo sergilediğini vurguluyor.
Seçimin arka planı: Savaş gölgesinde bir seçim
İsrail'de hükümetin dağılmasının ardından yapılacak erken seçimler, ülkenin son yılların en çalkantılı döneminde gerçekleşecek. 7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısının ardından başlayan Gazze savaşı, binlerce Filistinlinin ölümüne ve bölgesel gerilimin tırmanmasına neden oldu. Bu süreçte Başbakan Binyamin Netanyahu, savaşın yönetimi ve rehinelerin kurtarılamaması nedeniyle yoğun eleştirilerin hedefi oldu. Ancak seçim kampanyalarında, güvenlik tehditleri kadar ekonomik kaygılar ve sosyal adalet talepleri de öne çıkıyor. İsrail Merkez İstatistik Bürosu verilerine göre, konut fiyatları son iki yılda yüzde 30 artarken, yaşam maliyeti de hızla yükselmiş durumda. Seçmenlerin önemli bir bölümü, siyasi kutuplaşmanın ülkeyi içinden çıkılmaz bir noktaya taşıdığını düşünüyor. Anketler, Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun oy kaybettiğini, buna karşın merkez ve sol partilerin yükselişte olduğunu gösteriyor. Ancak hiçbir partinin tek başına iktidara ulaşacak çoğunluğa sahip olamayacağı, koalisyon pazarlıklarının seçim sonrası günlere damga vuracağı tahmin ediliyor.
Seçim sürecinde dikkat çeken bir diğer konu ise İsrail'deki Arap vatandaşların oy tercihleri. Arap partilerinin ortak bir liste etrafında birleşme çabaları, seçim sonuçlarını etkileyecek kritik faktörlerden biri olarak görülüyor. Özellikle Gazze savaşının Arap toplumunda yarattığı öfke, bu seçmenin katılımını ve yönelimini doğrudan etkiliyor. Bazı analistler, Arap seçmenlerin sandığa gitme oranının düşmesi durumunda, sağ partilerin avantaj elde edebileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Seçim sonuçları Ortadoğu'yu nasıl etkiler?
İsrail'deki seçimlerin sonucu, yalnızca ülkenin iç politikasını değil, tüm Ortadoğu dengelerini de etkileyecek nitelikte. Gazze savaşı sonrası bölgesel ilişkiler yeniden şekillenirken, İsrail'in yeni hükümetinin izleyeceği yol haritası, Filistin sorunundan İran'a, Lübnan'dan Suriye'ye kadar geniş bir yelpazede belirleyici olacak. ABD yönetimi, seçim sürecini yakından izlerken, bölgesel istikrarın sağlanması adına İsrail'le iş birliğine devam edeceğinin sinyallerini veriyor. Öte yandan, İsrail'de olası bir hükümet değişikliği, İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde normalleşme sürecindeki Arap ülkeleriyle ilişkileri de yeni bir boyuta taşıyabilir. Suudi Arabistan'la normalleşme müzakerelerinin gölgesinde yapılan seçimler, bölgesel ittifakların geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, uluslararası toplumun soykırım suçlamalarıyla ilgili baskıları, seçim sonrası İsrail'in dış politikasını da derinden etkileyecek bir unsur olarak öne çıkıyor.
Seçim sonuçları, uluslararası hukuk ve insan hakları kuruluşlarının Filistin topraklarındaki işgale yönelik eleştirilerini de yeni bir aşamaya taşıyabilir. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Gazze'deki operasyonlara ilişkin ara kararları ve olası soykırım davası süreci, İsrail'in yeni hükümetinin uluslararası alandaki manevra alanını daraltabilir. Bu durum, Avrupa ülkelerinin ve diğer devletlerin İsrail'e yönelik politikalarını da şekillendirecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçimler, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından doğrudan sonuçlar doğuracak bir gelişme. Ankara, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'le ilişkilerdeki hassas dengeyi gözeterek, seçim sonuçlarını yakından takip edecek. Olası bir hükümet değişikliği, Türkiye-İsrail enerji iş birliği ve doğu Akdeniz'deki denklemler üzerinde yeni fırsatlar veya riskler yaratabilir. Ankara'nın, Gazze'deki insani durumun iyileştirilmesi ve kalıcı ateşkes sağlanması için yürüttüğü diplomatik girişimler, seçim sonrası oluşacak yeni denklemde belirleyici olabilir. Türkiye'nin bölgesel istikrara katkı sağlama hedefi, İsrail'deki siyasi dönüşümle doğrudan ilişkili. Bu nedenle, seçim sürecinin sonuçları, Türk dış politikasının Ortadoğu'daki önceliklerini de etkileyecek.