Birleşmiş Milletler'in bilgi ve iletişim teknolojileri ajansı olan Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) Genel Sekreter Yardımcısı, yapay zekâya erişimdeki eşitsizliğin küresel ekonomik ve sosyal uçurumu derinleştirebileceği uyarısında bulundu. Yetkili, yapay zekâ teknolojilerine adil erişimin sağlanamaması durumunda gelişmekte olan ülkelerin dijital devrimden yeterince yararlanamayacağını ve zengin ile yoksul ülkeler arasındaki farkın daha da açılacağını vurguladı. Açıklama, uluslararası toplumun yapay zekâ yönetişimi konusundaki çabalarının arttığı bir dönemde geldi.
Yapay zekâda 'fırsat eşitsizliği' riski
ITU Genel Sekreter Yardımcısı, yapay zekâ teknolojilerine erişimde yaşanan eşitsizliğin yalnızca bir teknoloji sorunu olmadığını, aynı zamanda küresel bir adalet sorunu olduğunu belirtti. Gelişmiş ülkelerin yapay zekâ altyapısına, veri kaynaklarına ve uzmanlığa daha kolay erişebildiğini, ancak düşük gelirli ülkelerin bu imkânlardan yoksun kaldığını ifade etti. Bu durumun, söz konusu ülkelerin ekonomik büyüme, sağlık, eğitim ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi alanlarda yapay zekâdan yararlanma potansiyelini kısıtladığını söyledi.
Yetkili, yapay zekâ uygulamalarının tarım verimliliğinden hastalık teşhisine, afet yönetiminden eğitim materyallerinin kişiselleştirilmesine kadar geniş bir yelpazede fayda sağlayabileceğine dikkat çekti. Ancak bu faydaların tüm ülkelere eşit şekilde dağılmadığını, dijital altyapı eksikliği, veri kıtlığı ve nitelikli iş gücü yokluğunun gelişmekte olan ülkelerin önündeki en büyük engeller olduğunu vurguladı.
BM yetkilisi, uluslararası toplumun bu eşitsizliği gidermek için somut adımlar atması gerektiğini belirterek, teknoloji transferi, kapasite geliştirme ve finansal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Ayrıca, yapay zekâ yönetişiminde gelişmekte olan ülkelerin seslerinin daha fazla duyulması gerektiğini ifade etti.
Küresel boyut ve işbirliği çağrısı
Yapay zekâ teknolojileri hızla gelişirken, bu teknolojilerin sunduğu fırsatlardan yararlanma konusunda ülkeler arasındaki uçurum endişe verici boyutlara ulaşıyor. Gelişmiş ülkeler yapay zekâ araştırma ve geliştirmeye milyarlarca dolar yatırım yaparken, birçok Afrika ve Asya ülkesi temel dijital altyapıdan bile yoksun durumda. BM yetkilisinin uyarısı, bu eşitsizliğin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini tehlikeye atabileceğini gösteriyor.
Uluslararası kuruluşlar, son yıllarda yapay zekâ yönetişimi konusunda çeşitli girişimler başlattı. UNESCO'nun yapay zekâ etiği tavsiye kararı, OECD'nin yapay zekâ ilkeleri ve BM Genel Kurulu'nda kabul edilen yapay zekâ kararı bunlar arasında. Ancak bu girişimlerin uygulanmasında ve özellikle az gelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarına yanıt vermesinde eksiklikler bulunuyor.
Uzmanlar, yapay zekâdaki fırsat eşitsizliğinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve kültürel sonuçları olabileceğine işaret ediyor. Veri egemenliği, algoritmik önyargı ve dijital sömürgecilik gibi kavramlar, bu tartışmanın önemli başlıkları arasında. Gelişmekte olan ülkelerin kendi yapay zekâ stratejilerini geliştirmeleri ve yerel veri kaynaklarını korumaları için uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.
ITU, bu kapsamda üye ülkelere yönelik kapasite geliştirme programları düzenliyor ve dijital uçurumun kapatılması için çeşitli projeler yürütüyor. Ancak söz konusu çabaların yapay zekâ alanındaki hızlı gelişmelerin gerisinde kaldığı ifade ediliyor. BM yetkilisinin çağrısı, bu açığın kapatılması için daha fazla uluslararası işbirliği ve kaynak gerektiğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yapay zekâ alanında son yıllarda önemli adımlar atan ülkeler arasında. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi ile 2025'e kadar somut hedefler belirleyen Türkiye, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı altyapı ve veri eksikliği gibi sorunlarla mücadele ediyor. BM'nin uyarısı, Türkiye'nin dijital dönüşümünü hızlandırması ve yapay zekâ ekosistemini güçlendirmesi için bir hatırlatıcı niteliğinde. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel bir teknoloji merkezi olma hedefi doğrultusunda, gelişmekte olan ülkelere yönelik işbirliği ve kapasite geliştirme projelerinde aktif rol alması, hem ekonomik hem de diplomatik kazanımlar sağlayabilir.