Birleşmiş Milletler'in işgal altındaki Filistin toprakları özel raportörü Francesca Albanese, İngiltere'nin yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen mallara yönelik ticaret yasağı planını 'önemli ama yetersiz' olarak değerlendirdi. Albanese, bu adımın sadece bir 'basın açıklaması' olarak kalmaması için daha ileri gitmesi gerektiğini vurgulayarak uluslararası toplumu 'gerçek bir paradigma değişimine' davet etti. İngiltere'nin bu kararı, Filistin yanlısı politikalara dönüş sinyali veren yeni bir dönemin parçası olarak görülüyor.
İngiltere'nin Politikası ve Albanese'nin Talepleri
İngiltere'nin planladığı yasak, İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yasa dışı yerleşim birimlerinden gelen ürünlerin ticaretini kapsıyor. Uluslararası hukuka göre bu yerleşimler yasa dışı ve Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı. Albanese, yasağın 'gecikmiş ama memnuniyet verici' olduğunu belirterek, ancak bunun İsrail'e yönelik tek adım olmaması gerektiğini söyledi. "Eğer bu sadece bir basın açıklamasıysa, o zaman gerçek bir paradigma değişimi değildir" diyen Albanese, İngiltere'nin diğer ülkeleri de harekete geçirmesi gerektiğini ifade etti.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband'ın politikayı yeniden şekillendirme çabaları, ülkenin İsrail'e yönelik tutumunda bir değişim olarak yorumlanıyor. Miliband, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in yerleşim faaliyetlerini eleştirmiş ve iki devletli çözümün tehlikeye girdiğini belirtmişti. Yeni politika, İngiltere'nin İsrail ile ticari ilişkilerini gözden geçirmesini ve yasa dışı yerleşimlerden gelen ürünlerin etiketlenmesini zorunlu kılmayı içeriyor. Ancak Albanese, bu adımın 'sadece bir başlangıç' olduğunu ve İsrail'e yönelik silah ambargosu gibi daha caydırıcı önlemlerin alınması gerektiğini savunuyor.
BM özel raportörü, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik çifte standardı bırakması gerektiğini belirterek, "Filistinlilerin haklarını korumak için somut adımlar atılmalı" dedi. Albanese, ayrıca İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında savaş suçu işlediğine dair raporlarını hatırlatarak, uluslararası ceza yargısının devreye girmesi gerektiğini yineledi.
Uluslararası Boyut ve Bölgesel Etkiler
İngiltere'nin bu hamlesi, Avrupa Birliği'nin ve diğer Batılı ülkelerin İsrail politikalarını gözden geçirmesi için bir katalizör olabilir. Son dönemde İspanya, İrlanda ve Norveç gibi ülkeler Filistin'i tanıma yönünde adımlar atmıştı. İngiltere'nin yasa dışı yerleşim ürünlerine yasak getirmesi, uluslararası hukukun üstünlüğü açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Ancak ABD'nin İsrail'e olan desteğini sürdürmesi, bu tür adımların etkisini sınırlayabilir. Uzmanlar, İngiltere'nin kararının sembolik değerinin yüksek olduğunu ancak ticaret hacminin görece düşük olması nedeniyle pratik etkisinin sınırlı kalabileceğini belirtiyor.
Albanese'nin çağrısı, BM Genel Kurulu'nda İsrail'e yönelik artan eleştirilerin bir yansıması. Geçtiğimiz aylarda BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in Gazze'de işlediği olası savaş suçlarını araştırmak üzere bir komisyon kurmuştu. Uluslararası Adalet Divanı'nda görülen soykırım davası da İsrail üzerindeki baskıyı artırıyor. İngiltere'nin adımı, bu uluslararası hukuki süreçlere paralel olarak siyasi iradeyi güçlendirebilir.
Orta Doğu'da ise bu gelişme, Filistin yönetimi tarafından memnuniyetle karşılandı. Filistin Dışişleri Bakanlığı, İngiltere'nin kararını 'doğru yönde atılmış bir adım' olarak nitelendirirken, İsrail hükümeti kararı 'ayrımcı ve kabul edilemez' olarak kınadı. İsrail, yerleşim ürünlerine yönelik yasakların uluslararası ticaret kurallarına aykırı olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır destekleyen ve İsrail'in yerleşim faaliyetlerini uluslararası platformlarda sürekli gündeme getiren bir ülke. İngiltere'nin yasa dışı yerleşim ürünlerine yasak getirme kararı, Türkiye'nin pozisyonuna yakın bir adım olarak görülebilir. Ancak Türkiye, İsrail ile ticari ilişkilerini tamamen kesmiş değil; 2024'te ticaret hacmi belirli bir düzeyde devam ediyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle Filistin politikası konusundaki farklılıklarını azaltabilir ve Ankara'nın uluslararası arenada daha güçlü bir söylem geliştirmesine olanak tanıyabilir. Öte yandan, Türkiye'nin kendi ticari çıkarları ve bölgesel istikrar kaygıları nedeniyle temkinli bir yaklaşım izlemesi bekleniyor. İngiltere'nin adımı, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve ABD ile ilişkilerinde yeni bir denge arayışını da beraberinde getirebilir.