Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilen bağımsız bir soruşturma komisyonu, Salı günü yayımladığı kapsamlı raporda, Gazze Şeridi ve işgal altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinli sivillerin, İsrail güçleri ve yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin yanı sıra Hamas'ın "kitlesel vahşet" uygulamaları arasında sıkışıp kaldığını belirtti. Raporda, savaşın harap ettiği Gazze'de ve Batı Şeria'da sivillerin "sistematik ve kasıtlı" olarak ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıldığı ifade edildi. BM İnsan Hakları Konseyi'nin talebi üzerine hazırlanan rapor, 7 Ekim 2023'te başlayan son çatışmaların ardından bölgedeki insani durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Rapordaki Temel Bulgular ve İhlaller
BM Soruşturma Komisyonu raporunda, İsrail ordusunun Gazze'ye yönelik hava ve kara saldırılarında sivilleri hedef aldığına, hastaneler, okullar ve sivil altyapının kasıtlı olarak vurulduğuna dair güçlü kanıtlar bulunduğu kaydedildi. Raporda ayrıca, Batı Şeria'da İsrail yerleşimcilerinin Filistinlilere yönelik şiddet eylemlerinin arttığı ve bu eylemlerin İsrail güçlerinin göz yummasıyla gerçekleştiği belirtildi. Hamas'ın da 7 Ekim saldırılarında sivilleri hedef alarak savaş suçu işlediği ve Gazze'deki Filistinliler üzerinde baskıcı bir yönetim kurduğu ifade edildi. Raporda, tüm tarafların uluslararası insancıl hukuku ihlal ettiği vurgulanarak, "Filistinli siviller, hem İsrail'in kitlesel vahşeti hem de Hamas'ın acımasız yönetimi arasında eziliyor" denildi.
Rapor, Gazze'de 35 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, yaralı sayısının 80 bini aştığı ve nüfusun büyük bölümünün yerinden edildiği bir dönemde yayımlandı. BM verilerine göre, Gazze'deki evlerin yüzde 70'ten fazlası hasar gördü veya yıkıldı, sağlık sistemi çöktü ve halk açlık ve susuzlukla karşı karşıya. Batı Şeria'da ise 7 Ekim'den bu yana 500'den fazla Filistinli hayatını kaybetti, binlercesi gözaltına alındı ve yerleşimcilerin saldırıları iki katına çıktı.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
BM raporu uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Birçok ülke ve insan hakları örgütü, raporun bulgularının derhal uluslararası mahkemelere taşınmasını ve sorumluların yargılanmasını talep etti. ABD, raporda İsrail'e yönelik suçlamaları "tek taraflı" bularak reddederken, Avrupa Birliği tüm taraflara itidal çağrısı yaptı ve raporun bağımsız bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtti. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı ise raporu memnuniyetle karşılayarak, İsrail'in işgal politikalarının sona ermesi için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. Raporda, uluslararası toplumun Filistin halkına yönelik "sistematik baskı ve zulmü" durdurmak için daha etkili adımlar atması çağrısı yapıldı.
Uzmanlara göre, bu raporun en önemli özelliklerinden biri, hem İsrail'in hem de Hamas'ın ihlallerini eşzamanlı ve ayrıntılı bir şekilde belgelemesi. Bu, taraflar arasında bir denge kurma çabası olarak yorumlansa da, İsrail yönetimi raporu "antisemitik ve önyargılı" olarak nitelendirirken, Hamas ise raporu "İsrail işgalini meşrulaştırmaya çalışmakla" suçladı. Rapor, İsrail'in Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde soykırım suçlamasıyla yargılanma sürecini de hızlandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 7 Ekim'den bu yana Filistin halkının yanında yer alarak İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını sert bir dille kınamakta ve insani yardım sevkiyatına öncülük etmektedir. BM raporu, Türkiye'nin diplomatik girişimlerine ve insani yardım çağrılarına uluslararası hukuk zemininde güçlü bir dayanak sunmaktadır. Rapordaki bulgular, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarırken, Ankara'nın bölgede arabuluculuk rolünü pekiştirme çabalarını da desteklemektedir. Öte yandan, raporun Hamas'ı da suçlaması, Türkiye'nin Hamas ile ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Bölgesel istikrar açısından, raporun tarafları müzakere masasına itmesi ve iki devletli çözüm vizyonunu güçlendirmesi beklenmektedir.