Birleşmiş Milletler İşgal Altındaki Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail'in Batı Şeria'da şiddet ve baskıyı yerleşimcilere devrettiğini belirterek, İsrail'in bu eylemlerden doğrudan sorumlu olduğunu ifade etti. Albanese, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırılarının İsrail devletinin gözetimi ve teşvikiyle gerçekleştiğini öne sürdü. Bu açıklama, bölgede artan gerilim ve yerleşimci şiddetine ilişkin uluslararası endişeleri yeniden gündeme getirdi.
Yerleşimci Şiddeti ve İsrail'in Rolü
Albanese, İsrail'in Batı Şeria'da yerleşimci şiddetini 'dış kaynak kullanımı' (outsourcing) yoluyla kendi sorumluluğundan kaçındığını, ancak bu şiddetin arkasındaki asıl gücün İsrail ordusu ve hükümeti olduğunu belirtti. Raportör, İsrail güvenlik güçlerinin yerleşimcilerin Filistin köylerine, zeytinliklere ve meralara yönelik baskınlarında çoğu zaman müdahale etmediğini, hatta bazı durumlarda desteklediğini ifade etti. Bu durumun uluslararası hukuk açısından ciddi ihlaller oluşturduğunu vurguladı.
Son aylarda Batı Şeria'da yerleşimci saldırılarında belirgin bir artış yaşandığı gözlemleniyor. Filistin resmi istatistiklerine göre, yılbaşından bu yana yüzlerce saldırı gerçekleştirilirken, onlarca Filistinlinin yaralandığı, zeytin ağaçlarının söküldüğü ve bazı toplulukların yerinden edildiği bildiriliyor. İsrail yönetimi ise bu iddiaları genellikle reddediyor ve yerleşimcileri 'aşırılıkçı' olarak nitelendirerek, olaylara karışanların yargı önüne çıkarılacağını öne sürüyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu tür yargı süreçlerinin nadiren etkili olduğunu ve yerleşimcilerin genellikle dokunulmazlıktan yararlandığını belirtiyor.
Uluslararası toplumun tepkisi ise genellikle kınama yazılarıyla sınırlı kalıyor. ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, yerleşimci şiddetini kınarken, İsrail hükümetine bu tür eylemlerin önlenmesi çağrısında bulunuyor ancak somut yaptırımlar uygulamıyor. Bu durum, Filistinliler açısından uluslararası toplumun sözde kaldığı eleştirilerine yol açıyor.
Uluslararası Hukuk ve Bölgesel Yansımalar
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı buluyor. 1967'den bu yana işgal altında olan Batı Şeria'da 700 bine yakın İsrailli yerleşimcinin yaşadığı tahmin ediliyor. Yerleşimci şiddeti, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. UAD'nin yaptığı son danışma görüşünde, İsrail'in işgalinin hukuka aykırı olduğu ve derhal sona erdirilmesi gerektiği belirtilmişti.
Bölgesel düzeyde ise bu gelişmeler, Filistin-İsrail çatışmasının tırmanma riskini artırıyor. Özellikle Gazze'deki savaşın sürdüğü bir dönemde, Batı Şeria'da yaşanacak yeni bir şiddet dalgası, geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıyor. Bu durum, bölgedeki Arap ülkeleri ile İsrail arasında normalleşme süreçlerini de olumsuz etkiliyor. Filistin yönetimi, uluslararası topluma daha somut adımlar atması çağrısında bulunurken, Hamas ise yerleşimci saldırılarına karşı direnişin artırılması çağrısı yapıyor.
İsrail'in yerleşimci şiddetini 'dış kaynak' kullanarak kendi kontrolü dışında gösterdiği yönündeki suçlamalar, İsrail hükümetinin iç siyasetinde de yankı buluyor. Aşırı sağcı hükümet ortakları, yerleşimcilere verilen desteği artırmaktan yana olduklarını açıkça ifade ediyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümeti, yerleşimci grupların taleplerine duyarlılığıyla biliniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesindeki geleneksel duruşunu güçlendiriyor. Türkiye, başta Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve diğer kurumlar aracılığıyla Filistinlilere insani yardım sağlarken, siyasi olarak da Filistin devletinin tanınması ve Kudüs'ün statüsü konularında aktif bir diplomasi yürütüyor. Batı Şeria'da yerleşimci şiddetinin artması, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin davasını gündeme taşımasını kolaylaştırıyor. Ancak Türkiye'nin bu konudaki etkisi sınırlı kalıyor; zira doğrudan bir arabuluculuk rolü üstlenmiş değil. Yine de bölgesel istikrar açısından bakıldığında, Batı Şeria'daki her tırmanış, Türkiye'nin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz ve Orta Doğu denklemini olumsuz etkileme potansiyeline sahip.