Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi'nin önünde dün öğle saatlerinde yaşanan trajik olayda, Tibetli bir aktivist kendini yakarak ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Görgü tanıklarının ifadesine göre, kimliği henüz resmi olarak açıklanmayan aktivist, üzerine yanıcı madde dökerek ateşe verdi. Olay, Çin'de yeni yürürlüğe giren 'etnik birlik yasası'nın ertesi gününe denk gelmesiyle dikkat çekti. Yetkililer, aktivistin Tibet'in bağımsızlığı için mücadele eden gruplarla bağlantılı olduğunu düşünüyor. BM sözcüsü, olayla ilgili derin üzüntü duyduklarını ve soruşturma başlatıldığını duyurdu. Olayın ardından Cenevre'de küçük çaplı protesto gösterileri de yaşandı.
Olayın Arka Planı ve Tibet Sorunu
Bu trajik eylem, Çin'in uzun süredir uyguladığı Tibet politikasına yönelik uluslararası tepkileri yeniden gündeme getirdi. Tibet, 1950'lerden bu yana Çin'in kontrolü altında ve Pekin yönetimi bölgede ekonomik kalkınma hamlelerini sürdürürken, kültürel ve dini haklar konusunda ciddi ihlaller yapıldığına dair raporlar yayımlanıyor. Çin hükümeti ise bu iddiaları reddediyor ve Tibet'te yaşayanların refahının arttığını savunuyor.
Son olarak 1 Ocak 2025'te yürürlüğe giren 'etnik birlik yasası', etnik gruplar arasında eşitliği teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak eleştirmenler, bu yasanın aslında Tibet ve Uygur gibi bölgelerdeki ayrılıkçı hareketleri bastırmak için kullanılabilecek bir araç olduğunu ifade ediyor. Yasa, etnik kimlik ifadelerine ve bölgesel özerkliğe daha fazla kısıtlama getirebilecek düzenlemeler içeriyor.
Kendini yakma eylemi, özellikle Tibet aktivistleri arasında son yıllarda nadir görülen bir protesto biçimi olarak kayıtlara geçti. 2011-2012 yıllarında onlarca Tibetli, Çin yönetimini protesto etmek için kendini yakmış, bu olaylar uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı. Ancak son yıllarda sayıların azalması, bazı gözlemciler tarafından baskıların arttığının bir göstergesi olarak yorumlanmıştı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, Tibet sorununun yalnızca Çin'in iç meselesi olmadığını, aynı zamanda küresel bir insan hakları meselesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde Çin'e yönelik eleştiriler sık sık gündeme geliyor; ancak Pekin yönetimi, bu eleştirileri içişlerine müdahale olarak nitelendirip reddediyor.
ABD ve Avrupa Birliği gibi batılı ülkeler, Tibet'in kültürel ve dini haklarına saygı gösterilmesi çağrısında bulunuyor. Ancak ekonomik ilişkilerin derinliği nedeniyle bu eleştiriler genellikle sembolik düzeyde kalıyor. Çin'in artan küresel gücü, uluslararası toplumun Tibet konusundaki tutumunu da etkiliyor; birçok ülke, insan hakları ihlallerine rağmen Çin ile ticari ve diplomatik ilişkilerini sürdürüyor.
Bu trajik eylem, küresel insan hakları savunucularının ve Tibetli sürgün topluluklarının öfkesini artırırken, Çin hükümeti olayı 'terör eylemi' olarak nitelendirebilir. Geçmişte benzer olayların ardından Pekin, protestocuları 'şiddet yanlıları' olarak suçlamış ve güvenlik önlemlerini artırmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uygur Türkleri'nin yaşadığı Doğu Türkistan'da benzer insan hakları ihlallerini yakından takip ediyor. Bu olay, Çin'in azınlık politikalarının bölgede yarattığı gerilimi yeniden gözler önüne sererken, uluslararası insan hakları savunucularının Çin'e yönelik eleştirilerini güçlendirebilir. Türkiye, Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken, insan hakları konusunda duyarlılığını da koruyor. Bu tür olaylar, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Çin'in azınlık politikalarını gündeme getirmesine zemin hazırlayabilir; ancak ikili ilişkilerde denge gözetmesi gerektiğinden, Türkiye'nin tepkisinin ölçülü olması beklenir. Bölgesel olarak, Çin'in baskıcı politikaları, Orta Asya'daki Türk devletleri ve topluluklar üzerinde de endişe yaratıyor.