Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, dünyanın karşı karşıya olduğu çoklu krizlerin üstesinden gelmede Güvenlik Konseyi'nin felç olduğunu belirterek, küresel yönetişim sisteminin acil reform ihtiyacını vurguladı. Guterres'in görev süresi 31 Aralık'ta sona eriyor ve halefi henüz atanmadı. Bu belirsizlik, uluslararası toplumun en üst düzeydeki liderlik boşluğunu derinleştiriyor.
Güvenlik Konseyi'ndeki Kilitlenme ve Guterres'in Uyarıları
Guterres, görev süresinin son aylarında yaptığı açıklamalarda, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasındaki vetolar nedeniyle etkisiz kaldığını sık sık dile getirdi. Özellikle Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Gazze'deki çatışmalar ve Sudan'daki iç savaş gibi krizlerde Konsey'in karar alamaması, uluslararası barış ve güvenliği koruma işlevini yerine getiremediğini gösteriyor. Guterres, "Dünya daha tehlikeli, daha öngörülemez ve daha kaotik hale geliyor" diyerek, çok taraflı sistemin çöküşüne dikkat çekti.
BM Genel Sekreteri, iklim değişikliği, yapay zeka riskleri, artan eşitsizlik ve silahlı çatışmaların yayılması gibi sınır aşan sorunlarla mücadelede üye ülkelerin ortak hareket edemediğini belirtti. Guterres'e göre, Güvenlik Konseyi'nin yapısı 1945'ten bu yana değişmedi ve günümüzün güç dengelerini yansıtmıyor. Bu nedenle, Afrika, Latin Amerika ve Asya'dan yeni daimi üyelerin eklenmesi ve veto hakkının sınırlandırılması gerektiğini savunuyor.
Guterres'in Mirası ve Gelecek Dönem Belirsizliği
António Guterres, 2017'den bu yana BM Genel Sekreteri olarak görev yapıyor. Görev süresi boyunca, pandemi, artan jeopolitik gerilimler ve insani krizlerle mücadele etti. Ancak, özellikle büyük güçler arasındaki rekabet, BM'nin etkinliğini gölgeledi. Guterres'in ısrarla savunduğu ateşkes çağrıları ve insani koridor talepleri çoğu zaman sonuçsuz kaldı.
Görev süresinin sona ermesine rağmen, halefinin seçilmesi süreci belirsizliğini koruyor. BM tüzüğüne göre, Genel Sekreter Güvenlik Konseyi'nin tavsiyesi ve Genel Kurul'un onayıyla atanıyor. Ancak, daimi üyeler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle yeni isim üzerinde uzlaşma sağlanamıyor. Olası adaylar arasında eski BM yetkilileri ve üst düzey diplomatlar bulunuyor; fakat veto tehdidi nedeniyle süreç tıkanmış durumda. Bu belirsizlik, BM'nin küresel liderlik rolünü daha da zayıflatıyor.
Uluslararası Toplumun Tepkisi ve Reform Çağrıları
Guterres'in açıklamaları, birçok ülke tarafından desteklenirken, özellikle daimi üyeler tarafından eleştiriliyor. ABD, Rusya ve Çin, Güvenlik Konseyi reformuna sıcak bakmıyor; zira mevcut yapı onlara ayrıcalıklar tanıyor. Buna karşın, Türkiye, Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler, daha temsili bir Konsey için "Birleşmiş Milletler'i Kurtarın" girişimleriyle baskı yapıyor.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, Güvenlik Konseyi'nin felç olmasının küresel istikrarı tehdit ettiğini belirtiyor. Konsey'in karar alamaması, bölgesel güçlerin tek taraflı müdahalelerine ve vekalet savaşlarına yol açıyor. Ayrıca, BM'nin barışı koruma operasyonları da bu durumdan olumsuz etkileniyor; zira operasyonların mandaları yeterince güçlü olamıyor.
Guterres, son raporlarında, dünyanın "çok kutuplu ama kaotik" bir döneme girdiğini ve uluslararası hukukun erozyona uğradığını vurguladı. İklim krizinin etkileri, gıda ve enerji güvenliği, mülteci akınları gibi sorunlar, kolektif çözüm gerektiriyor; ancak Konsey, bu konularda ortak bir irade ortaya koyamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM Güvenlik Konseyi'nin felç olması ve dünya düzenindeki belirsizlik, Türkiye'nin çok taraflı diplomasi ve bölgesel güvenlik politikalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, uzun süredir "Dünya Beş'ten Büyüktür" söylemiyle Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesini savunuyor; bu açıdan Guterres'in eleştirileri Ankara'nın tezlerini güçlendiriyor. Öte yandan, Konsey'in etkisizliği, Türkiye'nin Suriye, Libya, Karabağ ve Doğu Akdeniz gibi bölgelerde tek taraflı adımlar atmasını kolaylaştırırken, aynı zamanda uluslararası meşruiyet arayışını da zorlaştırıyor. Türkiye, BM çatısı altında daha adil bir temsil için müttefik arayışını sürdürecek; ancak büyük güçlerin direnci nedeniyle kısa vadede somut bir reform beklenmiyor.