Birleşmiş Milletler (BM), insanlığın en büyük başarılarından biri olarak kabul edilse de, son yıllarda derinleşen bir güven kriziyle karşı karşıya. Örgüt, kurulduğu 1945'ten bu yana küresel barış ve güvenliği sağlama, insan haklarını koruma ve sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme misyonuyla hareket etti. Ancak günümüzde, artan jeopolitik gerilimler, veto yetkisinin kötüye kullanımı ve etkisiz kalan kararlar, BM'ye olan güveni ciddi şekilde sarstı. Bu durum, örgütün meşruiyetini ve gelecekteki rolünü sorgulatıyor.
Güven krizinin arka planı
BM'nin karşılaştığı güven sorunu, yalnızca son yıllarda ortaya çıkmadı. Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabet, Güvenlik Konseyi'ni sık sık kilitledi. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte kısa bir umut dönemi yaşandı; 1990'lar boyunca BM, Körfez Savaşı'ndan Bosna'ya, Ruanda'dan Doğu Timor'a kadar birçok kritik müdahalede bulundu. Ancak bu müdahalelerin bazılarındaki başarısızlıklar (özellikle Ruanda soykırımı ve Srebrenitsa katliamı) örgütün itibarına gölge düşürdü.
2000'li yıllarda ise ABD'nin Irak müdahalesi gibi tek taraflı askeri eylemler, BM'nin otoritesini zayıflattı. Son yıllarda Suriye iç savaşı, Ukrayna krizi ve Gazze'deki çatışmalar, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin veto yetkisini kendi çıkarları doğrultusunda kullanması nedeniyle etkisiz kalmasına yol açtı. Rusya'nın Suriye'deki veto sayısı, Çin'in ise Myanmar ve diğer bölgelerdeki tutumu, konseyin işlevsizliğini gözler önüne serdi.
Ayrıca, BM'nin barış gücü operasyonları da sorgulanıyor. Uzun süredir devam eden misyonlar (örneğin, Kongo'daki MONUSCO 20 yılı aşkın süredir devam ediyor) beklenen sonuçları vermemekte; cinsel istismar suçlamaları ve yerel halkla yaşanan gerilimler, örgütün sahadaki meşruiyetini erozyona uğratıyor. Finansal sorunlar da cabası: ABD ve diğer bazı ülkelerin katkı paylarını ödememesi, BM'nin operasyonel kapasitesini kısıtlıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
BM'ye duyulan güvenin azalması, yalnızca örgütün iç işleyişiyle ilgili değil; aynı zamanda küresel yönetişim mimarisindeki çok taraflılık ilkesinin aşınmasının bir yansıması. Günümüzde birçok ülke, ulusal çıkarlarını korumak için BM dışı platformlara yöneliyor: G20, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü gibi yapılar, BM'nin rolünü gölgelemeye başladı. Özellikle Çin ve Rusya'nın öncülük ettiği BRICS, Batılı güçlerin domine ettiği uluslararası düzene alternatif bir düzen arayışını simgeliyor.
Öte yandan, BM'nin uzmanlık kuruluşları (WHO, UNICEF, UNESCO) hala önemli işlevler görüyor. Ancak bu kuruluşlar da siyasallaşma eleştirileriyle karşı karşıya. Örneğin, WHO'nun pandemi yönetimi, özellikle ABD'de sert eleştirilere maruz kaldı ve eski Başkan Trump yönetimi, örgütten çekilme sürecini başlattı (daha sonra Biden yönetimi geri döndü). Bu tür adımlar, BM sistemine olan güveni daha da sarstı.
BM'nin güven krizini aşması için yapısal reformlar şart. Güvenlik Konseyi'nin genişletilmesi, veto yetkisinin sınırlandırılması ve daha kapsayıcı bir karar alma mekanizması yıllardır tartışılıyor. Ancak daimi üyelerin bu tür reformlara sıcak bakmaması, süreci tıkıyor. Genel Sekreter António Guterres, sık sık çok taraflılığın önemine vurgu yapıyor ve üye ülkeleri işbirliğine çağırıyor. Fakat söylemler, eyleme dönüşmediği sürece güveni yeniden inşa etmek zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM'nin en aktif üyelerinden biri olarak örgütün etkinliğini savunagelmiştir. Ancak Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmemesi ve veto krizi, Türkiye'nin çok taraflı diplomasi hedeflerini olumsuz etkiliyor. Türkiye, "Dünya Beşten Büyüktür" söylemiyle Konsey'in genişletilmesini ve daha adil bir temsil sistemini savunuyor. BM'nin zayıflaması, Türkiye gibi bölgesel güçlerin insani krizlerde (Suriye, Gazze, Karabağ) daha fazla inisiyatif almasını gerektiriyor; fakat bu durum aynı zamanda uluslararası meşruiyet arayışını da zorlaştırıyor. Güvenilir bir BM, Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik çıkarları için hayati önem taşıyor.