Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres'in görev süresi 31 Aralık 2026'da sona eriyor. Dünya, küresel yönetişimin en üst koltuğu için yarışın başlamasını beklerken, gözler New York'taki BM Genel Merkezi'ne çevrildi. Amerika Birleşik Devletleri'nin eski Başkanı Harry S. Truman'ın bir zamanlar "dünyanın en imkansız işi" olarak tanımladığı BM Genel Sekreterliği görevi, savaşlar, iklim felaketleri, insan hakları ihlalleri ve bölgesel istikrarsızlıklarla boğuşan bir dünyada her zamankinden daha kritik bir önem taşıyor.
Koltuğa Talip İsimler ve Süregelen Seçim Süreci
BM Şartı'na göre Genel Sekreter, Genel Kurul tarafından Güvenlik Konseyi'nin tavsiyesi üzerine atanıyor. Uygulamada bu, beş daimi üyenin (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) veto yetkisini kullanabileceği anlamına geliyor. Seçim süreci kapalı kapılar ardında yürütülse de, 2016'daki atama sürecinde sivil toplum kuruluşlarının baskısıyla ilk kez resmi aday tanıtım oturumları düzenlenmişti. Bu kez de benzer bir şeffaflık çağrısı yükseliyor.
BM iç tüzüğünde resmi bir adaylık süreci tanımlanmamış olsa da, şu ana kadar adı geçen isimler arasında Doğu Avrupa, Latin Amerika ve Asya'dan diplomatlar bulunuyor. BM'nin gayri resmi bölgesel rotasyon geleneğine göre sıradaki Genel Sekreter'in Doğu Avrupa grubundan olması bekleniyor. Bu kapsamda Sırbistan eski Dışişleri Bakanı Vuk Jeremić, Bulgaristan eski BM Daimi Temsilcisi ve eski Dışişleri Bakanı Ivaylo Kalfin, Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák ve Estonya eski Cumhurbaşkanı Kersti Kaljulaid isimleri öne çıkıyor. Ayrıca Barbados Başbakanı Mia Mottley ve Şili eski Devlet Başkanı Michelle Bachelet gibi isimler de çeşitli çevrelerce dile getiriliyor.
Ancak henüz resmi bir adaylık açıklaması yapılmadı. Sürecin 2025 sonu veya 2026 başında netleşmesi bekleniyor. Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasındaki denge arayışı, adayların önünü tıkayabilecek en büyük engel olarak görülüyor.
BM'nin Karşı Karşıya Olduğu Zorluklar ve Seçimin Küresel Boyutu
Yeni Genel Sekreter, çok kutuplu bir dünyada ciddi meydan okumalarla karşılaşacak. Ukrayna'daki savaş, Gazze'deki insani kriz, Sudan'daki iç savaş, Myanmar'daki askeri baskı, Sahel'deki istikrarsızlık ve iklim değişikliğiyle mücadele, BM'nin etkinliğini sorgulatan başlıca sorunlar. Ayrıca Güvenlik Konseyi'nin reforme edilmesi, veto yetkisinin sınırlandırılması ve barış gücü operasyonlarının finansmanı gibi yapısal konular da yeni lideri bekliyor.
BM Genel Sekreteri'nin yasal bir yaptırım gücü bulunmuyor; ancak "iyi niyet hizmetleri" ve arabuluculuk yoluyla çatışmaların çözümünde kilit rol oynayabiliyor. Guterres döneminde özellikle iklim diplomasisi ve insani yardım koordinasyonu ön plana çıktı. Ancak Guterres, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve İsrail'in Gazze saldırıları karşısında etkisiz kalmakla eleştirildi. Yeni Genel Sekreter'in de benzer bir ikilemle karşılaşması muhtemel.
Öte yandan, BM'nin 193 üye ülkesi arasındaki bölünmeler, seçim sürecini daha da karmaşık hale getiriyor. ABD ve Batılı ülkeler, insan hakları ve demokrasi konusunda daha güçlü bir ses ararken; Çin ve Rusya, kendi etki alanlarına yakın bir ismin seçilmesini istiyor. Bu nedenle uzlaşı sağlanabilecek, düşük profilli ama deneyimli bir diplomatın seçilme ihtimali yüksek görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM Genel Sekreterliği seçim sürecinde aktif bir diplomasi yürütebilir. Bir yandan Avrupa-Asya arasında köprü konumundayken, diğer yandan İslam İşbirliği Teşkilatı ve D-8 gibi platformlarda söz sahibi. Yeni Genel Sekreter'in özellikle Suriye, Irak, Libya ve Doğu Akdeniz gibi bölgelerde Türkiye'nin güvenlik endişelerini anlayan bir isim olması kritik. Ayrıca BM reformu tartışmalarında Türkiye, "Dünya Beşten Büyüktür" söylemiyle Güvenlik Konseyi'nin genişletilmesini savunuyor. Seçilecek ismin bu talebe sıcak bakması, Ankara'nın uluslararası sistemdeki etkisini artırabilir. Göç, enerji güvenliği ve insani yardım konularında işbirliği potansiyeli de göz önünde bulundurulmalı.