Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, yaklaşık on yıldır süren siyasi tıkanıklığın ardından Kıbrıs'ın bölünmüş taraflarını yeniden müzakere masasına çekmek amacıyla Salı günü yeni bir diplomatik girişim başlatıyor. Guterres'in, garantör ülkelerin temsilcileriyle yapacağı görüşmelerde, adada kalıcı bir çözüm için tarafların pozisyonlarındaki esneklik derecesini ölçmesi bekleniyor. Bu girişim, 2017'de İsviçre'nin Crans-Montana kentinde yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan müzakerelerin ardından BM'nin Kıbrıs sorununa ilişkin yürüttüğü en üst düzey temas olma özelliğini taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Kıbrıs sorunu, 1974'teki askeri müdahalenin ardından adanın kuzeyinde KKTC'nin ilan edilmesiyle uluslararası toplumun gündeminde yer edinmişti. O tarihten bu yana adada, Rum kesimi ve Türk kesimi arasında federal bir çözüm bulunması için sayısız müzakere turu yapıldı; ancak taraflar arasındaki temel anlaşmazlıklar, özellikle de egemenlik ve güvenlik konularındaki görüş ayrılıkları nedeniyle kalıcı bir anlaşmaya varılamadı. 2004'te Annan Planı'nın Rum tarafınca reddedilmesi, 2017'de Crans-Montana'daki görüşmelerin de çökmesiyle sonuçsuz kalan süreç, yaklaşık on yıldır adada statükonun devam etmesine yol açtı.
Guterres'in bu yeni girişimi, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki barış gücü UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararı öncesinde geliyor. Genel Sekreter, tarafların müzakere masasına dönme konusundaki niyetlerini netleştirmek ve olası bir yeni müzakere sürecinin parametrelerini belirlemek amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Hristodulidis ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Ayrıca, garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin temsilcileriyle de temaslarda bulunması planlanıyor.
BM yetkilileri, bu görüşmelerin tarafların pozisyonlarında herhangi bir değişiklik olup olmadığını tespit etmek için bir "sondaj" niteliği taşıdığını vurguluyor. Guterres'in, taraflar arasında güven artırıcı önlemler konusunda ilerleme kaydedilmesine yönelik çağrıda bulunması da bekleniyor. Bu kapsamda, geçiş kapılarının açılması, mayın temizliği ve kayıp şahıslar konusundaki işbirliğinin artırılması gibi konuların ele alınabileceği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Kıbrıs sorunu, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı başta olmak üzere bölgesel güvenlik ve enerji politikalarıyla doğrudan bağlantılı. Son yıllarda Doğu Akdeniz'de keşfedilen doğal gaz yatakları, Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) yaşanan anlaşmazlıkları daha da karmaşık hale getirdi. Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklarını korumaya yönelik sondaj faaliyetleri, Yunanistan ve Rum kesimiyle gerilimi artırmış, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik tutumunu şekillendirmişti.
Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm, Doğu Akdeniz'de enerji işbirliğinin önünü açabilir ve bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. Ancak taraflar arasındaki güven eksikliği ve egemenlik konusundaki derin görüş ayrılıkları, çözüm sürecinin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor. ABD ve AB'nin bu konudaki tutumları da uluslararası toplumun Kıbrıs meselesine atfettiği önemi gösteriyor.
BM Genel Sekreteri'nin girişimi, Kıbrıs sorununun sadece iki toplum arasındaki bir mesele olmadığını, aynı zamanda uluslararası güvenlik ve enerji politikalarını ilgilendiren geniş bir jeopolitik boyutu olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu nedenle, görüşmelerin sonucu sadece adanın geleceği açısından değil, Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri açısından da belirleyici olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kıbrıs meselesinde KKTC'nin egemen eşitliği ve uluslararası alanda tanınması konusundaki tutumunu korurken, BM'nin yeni girişimini yakından izliyor. Türkiye, kendi garantörlük haklarını ve KKTC'nin meşru çıkarlarını koruyacak bir çözümden yana olduğunu belirtiyor. Guterres'in tarafları sondajlaması, Türkiye'nin Kıbrıs politikasında yeni bir açılım fırsatı olarak görülebilir; ancak Türk tarafı, iki devletli çözüm önerisine bağlılığını yineliyor. Bu süreç, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji hakları ve bölgesel etkinliği açısından kritik önem taşıyor; dolayısıyla Ankara'nın süreci yakından takip etmesi ve müdahil olması bekleniyor.