CENEVRE, 29 Eylül - Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü (UNHCR), derinleşen fon krizinin bu yıl yaklaşık 8,3 milyon mülteci ve zorla yerinden edilmiş insanı yardıma erişimden mahrum bırakabileceği ve bazı ülkelerdeki koruma sistemlerini çöküşe sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Örgüt, uluslararası topluma acil ek finansman çağrısı yaparak, aksi halde insani krizin daha da kötüleşeceğini belirtti.
Fon açığının boyutu ve etkileri
UNHCR'nin Cenevre'de yaptığı açıklamaya göre, 2024 yılı için öngörülen bütçenin önemli bir kısmı halen karşılanmadı. Küresel ekonomik zorluklar, artan enflasyon ve bağışçı ülkelerin iç politikalarındaki öncelik değişiklikleri, insani yardım fonlarını olumsuz etkiledi. Örgüt, geçtiğimiz yıl da benzer bir krizle karşı karşıya kalmış ve bazı programlarını askıya almak zorunda kalmıştı. Bu yıl tablo daha da vahim: Yaklaşık 8,3 milyon kişi, gıda, barınma, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerden yararlanamama riskiyle karşı karşıya. UNHCR, özellikle Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki mülteci kamplarında yaşayanların durumunun kritik olduğunu vurguladı.
Örgütün verilerine göre, dünya genelinde 110 milyondan fazla insan zorla yerinden edilmiş durumda. Bunların büyük çoğunluğu düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Fon kesintileri, bu ülkelerdeki ev sahibi topluluklar üzerindeki yükü artırırken, aynı zamanda sosyal hizmetlere erişimi kısıtlıyor. UNHCR yetkilileri, yardımların kesilmesinin sadece insani bir trajediye yol açmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığı da körükleyebileceğini belirtiyor.
Fon açığının başlıca nedenleri arasında, bağışçı ülkelerin ekonomik darboğazları, Ukrayna savaşı ve Gazze'deki insani kriz gibi acil durumlara yönlendirilen kaynaklar, ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele için ayrılan bütçeler yer alıyor. UNHCR, geleneksel bağışçıların yanı sıra özel sektör ve Körfez ülkelerinden de destek çağrısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
UNHCR'nin uyarısı, küresel mülteci koruma rejiminin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Son yıllarda artan çatışmalar, insan hakları ihlalleri ve doğal afetler, yerinden edilmiş insan sayısını rekor seviyelere taşıdı. Ancak uluslararası toplumun bu krize yanıtı finansal olarak yetersiz kalıyor. Uzmanlar, mevcut eğilimin devam etmesi halinde, 2025 ve sonrasında daha da büyük insani krizlerin kaçınılmaz olacağı konusunda uyarıyor.
Özellikle Asya-Pasifik bölgesi, mülteci hareketliliğinin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri. Myanmar'daki Rohingya mültecileri, Afganistan'dan kaçanlar ve Bangladeş'teki kamplarda yaşayanlar, fon kesintilerinden doğrudan etkilenecek gruplar arasında. Bölgede zaten kırılgan olan ekonomiler, mültecilere yönelik hizmetleri sürdürmekte zorlanıyor. UNHCR, bu ülkelerdeki koruma sistemlerinin çökme noktasına gelebileceği uyarısında bulunuyor.
Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) gibi diğer insani yardım kuruluşları da benzer sıkıntılar yaşıyor. Dünya Gıda Programı (WFP), geçtiğimiz aylarda bazı ülkelerde gıda yardımlarını yarıya indirmek zorunda kaldığını açıklamıştı. Bu durum, küresel insani yardım mimarisinin ciddi bir finansman kriziyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, sorunun sadece kaynak yetersizliği olmadığını, aynı zamanda kaynakların adil dağıtılmadığını da belirtiyor. Gelişmiş ülkelerin savunma harcamalarına ayırdığı bütçelerin küçük bir kısmı bile insani krizi çözebilecek potansiyele sahip. Ancak siyasi irade eksikliği ve kısa vadeli çıkarlar, uzun vadeli insani ihtiyaçların önüne geçiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak bu krizden doğrudan etkileniyor. Geçici koruma altındaki 3,5 milyondan fazla Suriyeli ve diğer ülkelerden gelen mülteciler için sağlanan hizmetler, uluslararası fonlara büyük ölçüde bağımlı. UNHCR'nin fon açığı, Türkiye'deki mülteci programlarını da olumsuz etkileyebilir. AB'nin Türkiye'ye sağladığı mali yardımın sürekliliği ve miktarı, Türkiye'nin göç yönetimi politikaları açısından kritik. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık ve yeni göç dalgaları riski, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye, insani yardım konusunda uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi ve yük paylaşımının adil olması gerektiğini savunuyor.